Gidenin Ardından Değil, Kalanın Eksikliğine

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Takvimler bir ölüm yıldönümünü daha gösteriyor.

Aradan yıllar geçti. Haberler değişti, gündemler değişti, şehirler değişti. Fakat bazı insanların yokluğu, geçen zamanla azalmak yerine daha fazla hissediliyor. Akif Emre de onlardan biri.

Onu tanıyanlar bilir; gürültülü zamanların sessiz adamıydı. Kalabalıkların peşinden koşmaz, modaların etkisine kapılmaz, rüzgârın yönüne göre konuşmazdı. Herkesin aynı şeyleri söylediği dönemlerde farklı sorular sorabilen, herkesin sustuğu zamanlarda ise konuşabilen ender isimlerdendi.

Bugün geriye dönüp baktığımızda aslında sadece bir gazeteciyi, sadece bir yazarı ya da sadece bir entelektüeli anmadığımızı görüyoruz. Bir vicdanı anıyoruz.

Çünkü Akif Emre'nin metinlerinde bilgi kadar ahlak, analiz kadar merhamet vardı. Dünyaya yalnızca güç dengeleri üzerinden bakmazdı. Haritaların çizgilerine değil, o çizgilerin arasında sıkışıp kalan insan hikâyelerine odaklanırdı.

Bosna'dan Filistin'e, Kudüs'ten Saraybosna'ya, Kahire'den Şam'a kadar geniş bir coğrafya onun kaleminde sadece siyasi krizlerin yaşandığı yerler değildi. Oralarda yaşayan insanların umutları, acıları ve hafızaları vardı. Bu yüzden yazıları haber eskidiğinde bile eskimezdi.

Çünkü o günü değil, zamanı yazıyordu.

Akif Emre'nin ardından en çok hissedilen eksikliklerden biri de budur. Bugün bilgi çok. Haber çok. Yorum çok. Fakat hikmet az. O ise olayların gürültüsünün arkasındaki anlamı arayan bir kalemdi.

Belki de bu yüzden genç kuşaklar onun yazılarını yıllar sonra bile açıp okuyabiliyor. Çünkü metinlerinde günlük siyasi hesapların ötesine geçen bir derinlik bulunuyor. Bir medeniyet tasavvuru, bir aidiyet duygusu ve en önemlisi de insanı merkeze alan bir bakış...

Ölüm, bazı insanları hayattan ayırır ama fikirlerinden ayıramaz.

Bugün onun satırlarına yeniden dönenler, yalnızca geçmişe duyulan bir özlemin peşinde değiller. Aynı zamanda kaybolmaya yüz tutmuş bir dilin, bir nezaketin ve bir düşünce ahlakının izini sürüyorlar.

Akif Emre'nin ardından yapılan birçok konuşmada onun mütevazılığı anlatıldı. Gerçekten de öyleydi. Gösterişten uzak durur, kendisini değil fikrini öne çıkarırdı. Şöhretin baş döndürdüğü bir çağda, görünür olmaktan çok anlamlı olmaya çalışan bir insandı.

Belki de bu yüzden yokluğu bu kadar büyük hissediliyor.

Çünkü bazı insanlar bulundukları ortamı fark edilmeden güzelleştirirler. Gittiklerinde ise geride tarif edilmesi zor bir boşluk bırakırlar.

Bugün onun ölüm yıldönümünde geriye dönüp baktığımızda, hatırladığımız şey sadece yazdığı yazılar değil. Aynı zamanda temsil ettiği duruştur.

Hakikatin peşinden gitme ısrarını...

Mazlum coğrafyalara karşı duyduğu sorumluluğu...

Medeniyet bilincini...

Ve bütün bunları yaparken koruduğu tevazuyu...

Belki de insanın ardından söylenebilecek en güzel söz şudur: Ardında yalnızca eser değil, iz bırakmak.

Akif Emre bunu başardı.

Rabbim mekânını cennet eylesin.

Geride bıraktığı cümleler hâlâ okunuyor, fikirleri hâlâ konuşuluyor ve dostları onu hâlâ özlemle anıyor.

Demek ki bazı insanlar ölmez.

Sesleri kalır.