Türkiye Büyük Millet Meclisi
Dünya tarihinde eşine zor rastlanan bir olaydan bahsetmek istiyorum. Tarihe bakacak olursak parlamentolar, meclisler büyük bir savaşın ya da ihtilallerin ardından kurulmuştur.
Eski rejimin tamamen yıkıldığı durumlarda birtakım insanlar toplanarak yeni bir rejim ve meclis kurarlar.
Çoğunluğunda da yeni bir zaferin üstüne kurulur. Amerikan Kongresi, Fransız Meclisi bunun en büyük örnekleridir.
Ancak 23 Nisan 1920’ye bakalım. Önce o yıllarda yaklaşık 1670'lerden itibaren toprak kazanamayan bir devlet var.
Devletin ne bir düzenli ordusu ne de bir nüfusu bulunuyor. Dünyanın o dönemki en büyük güçleri bu devleti paylaşmak için büyük kavgalara tutuşuyorlar.
Halka bakacak olursak da son yıllarda meydana gelen savaşlarda erkek nüfusunun büyük bir kısmının cephelerden geri gelmediğini biliyoruz.
Halk sefalet içerisinde köyünde bir kurtarıcı beklerken, bir düşünce duyuyorsunuz. ‘Mandacılık’ fikri dilden dile yayılıyor. Komşunuz olan ayrıca azınlık bir taraf olan gayrimüslimlerin içinizdeki düşmana dönüştüğünü hayal edin.
Bu insanlarla bir dönem önce aynı ekmeği paylaşıyordunuz. Şimdi ise sizleri köyünüzden sürmek için fırsat kolluyorlar. Böylesine ahval bir durumda çökmüş bir imparatorluğun ardından, milli iradeyi bir silah olarak kullanıp kendini dünyaya kanıtlayan bir meclisten söz ediyoruz.
Düşünün ki dışarıdan baktığınızda kiremitlerden oluşan taş bir yapı sadece. İçerisinde ise milletin bağımsızlık ruhunu taşıyan, yeri geldiğinde bir savaşın karargâhı, yeri geldiğinde siyasetin kaynağını barındırıyor.
Bütün dünya bizi Birinci Dünya Savaşı'nı kaybeden Osmanlı Devleti olarak tanırken o kahramanlar yeni kurulan Türk devletini herkese haykırdılar. Başkentin işgal içerisinde olduğu, orduların terhis edildiği, donanmaların zincirlere mahkûm edildiği, ellerimizde bir kısım toprağın kaldığı bir dönemde emsalsiz bir cesaretle yaptılar bunu.
Karşı taraflarında ise silah ve mühimmat anlamında onlardan kat kat güçlü, yüzlerce yıldır bu topraklarda gözü olan devletler vardı.
Bağımsızlık uğruna bir mücadelenin gerekliliğinin farkındaydılar. Ama bu mücadele için ellerinde ne yeterince silah ne de yeterince barut vardı.
Onlar ellerindeki silaha güvenmek yerine kalplerindeki imana, kanlarındaki asiliğe güvendiler. Milli iradeyi tek bir cepheden kullanmak için Büyük Millet Meclisi açtılar.
Evet, ilk başta Türkiye ismi mecliste yoktu. Devletin sınırları kesin olarak çizilmemişti. Tek bir kesinlik vardı ki düşman artık evin içerisindeydi.
Süreç içerisinde toplanan vekiller milli kimliğin daha belirgin olması için Türkiye Büyük Millet Meclisi dediler.
İlk meclis sadece yabancı devletlerle mücadele etmedi. Ülke içerisinde de büyük bir varoluş mücadelesi veriyordu.
Osmanlı Devleti meclisin varlığını tanımıyor ve baskılara maruz kalarak teslimiyetçi bir politika yürütüyordu.
Hatta vekillerin yakalanması dahi emredilmişti. Ama kimsenin durmaya niyeti yoktu. İşgal altındaki bir İstanbul’un bağımsız bir meclise gölge düşürme çabası sonuçsuz kaldı.
Mecliste toplanan vekiller yaptıkları oylamalarla demokrasi tanımını getirmişlerdi. Yavaş yavaş demokrasiyle çelişen saltanatın kaldırılması için gerekli hazırlıklar yapılıyordu.
Savaşta kazanılan zaferler ayrıca diplomatik yollarla masada da kazanmamıza sebep oluyordu. Sevr gibi bir prangayı kabul etmeyen meclisimiz, başka bir anlaşma için diretiyordu. Nitekim İstiklal Harbi kanla kazanılmıştı.
Gerekirse tekrar kan dökmeye hazır olduğunu bütün dünyaya anlatan meclis, istediğini almış ve Lozan’ı imzalamıştı.
Bugün baktığımızda uluslararası ilişkilerde devletlerin güç kapasiteleri ellerinde var olan silah gücüyle, donanma gücüyle yani askerî olarak ölçülüyor.
Ama bizler bundan yüz sene önce birtakım insanın bir araya gelerek ortaya koyduğu milli iradenin doğru hamlelerle nasıl bir güç olacağını kanıtlamıştık.
23 Nisan tarihinin önemini sadece bir çocuk bayramı olarak görmektense arka planda nelerin yaşandığını, milletin iradesinin bir anda nasıl bütün dünyaya meydan okuduğunu bilmek bizler için daha anlamlı olacaktır.
Bugün bize lazım olan böyle günlerin anlamını fark etmek, gerektiğinde neler yapabileceğimizin farkında olmaktır.