Kapıda Güvenlik Yetmez… Asıl Mesele Zihinlerde Başlıyor
Türkiye’de bazen bir tartışma başlar, sonra yön değiştirir, sonra da asıl mesele gözden kaybolur. Son günlerde yaşanan da tam olarak bu.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin dijital dünyaya ve gençliğe dair yaptığı açıklama, aslında son derece kritik bir noktaya temas ediyordu. Ama tartışma çok geçmeden başka bir yere çekildi.
Bir video konuşuldu… Bir bağ kuruldu… Ve asıl mesele arka planda kaldı.
Oysa Bakan’ın söylediği cümle, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir uyarıydı ancak kimse düşünmedi.
“Mesele sadece okul kapısındaki fiziki güvenlik değildir.”
Bu cümle, aslında yıllardır yanlış yerden baktığımız bir sorunu işaret ediyor. Çünkü biz güvenliği hâlâ kapıda arıyoruz.
Kamera koyuyoruz. Güvenlik görevlisi artırıyoruz. Giriş-çıkışları sıkılaştırıyoruz. Ama Mustafa Bey’in altını çizdiği asıl mesele çocukların ve gençlerin zihinsel dünyasını kuşatan dijital şiddet iklimi, toplumsal yalnızlaşma, aile-okul bağlarının zayıflaması ve erken uyarı mekanizmalarının yetersizliğidir.
Şimdi şöyle bi durup gerçekten düşünelim.
Bugün bir çocuk, okul kapısından içeri girerken güvende olabilir. Ama akşam odasında telefonuyla baş başa kaldığında ne kadar güvende?
İşte bu soruya hâlâ net bir cevap veremiyoruz. Belki de tam bu yüzden tartışmayı yanlış yerde yapıyoruz.
Bir siyasetçinin söylediği sözü, ailesi üzerinden tartışmak kolaydır. Ama söylediği sözün içeriğini tartışmak zordur. Bugünler de yapılan tam olarak bu.
Sayın Bakan oğlunun geçtiğimiz yıllar da paylaştığı çakarlı araç videosunu hiç savunmadı, ancak yaptığı açıklamada ilk oradan vurulmak istendi.
Eleştiri, gerçek üzerinden yapılır. Varsayım üzerinden değil.
Bizim asıl konuşmamız gereken konu dijital dünyanın çocukların hayatını nasıl bu kadar kolay etkiliyor olması iken biz takılıp kalıyoruz.
Bugün çocuklar yalnız değil, ama yalnızlaşıyor. Kalabalıkların içinde büyüyor… ama iç dünyalarında sessizleşiyor.
Aile ile bağ zayıflıyor. Okul ile iletişim kopuyor, en tehlikeli olansa kimse zamanında fark etmiyor.
Bakan’ın işaret ettiği bir diğer kritik başlık da şuydu: “Erken uyarı mekanizmalarının yetersizliği.”
Yani mesele sadece “olay olduktan sonra ne yapacağız?” değil.
Asıl soru şu: “Olmadan önce neyi görebiliyoruz?”
Bugün birçok olaydan sonra aynı cümleyi duyuyoruz:
“Çok sessizdi…”
“Hiç belli etmedi…”
“Kimse fark etmedi…”
İşte bu cümleler, sistemin nerede eksik olduğunu gösteriyor. Çünkü biz hâlâ sonucu konuşuyoruz. Sebebi değil. Dijital dünya artık sadece bir iletişim alanı değil. Aynı zamanda bir etki alanı. Ve bu etki, çoğu zaman görünmez.
“Çocukları korumak, sadece onları izlemek değildir; onları anlamaktır.”
Bu cümleyi ne kadar erken kabul edersek, o kadar doğru bir yere bakmaya başlarız. Bugün mesele bir video değil. Mesele bir açıklama da değil.
Mesele şu: “Bu toplum, çocuklarının zihinsel dünyasını ne kadar koruyabiliyor?”
Eğer bu soruya dürüst bir cevap vermezsek, yarın yine aynı tartışmaları yaparız. Farklı bir olay üzerinden, Farklı bir isim üzerinden… Ama aynı eksiklikle.
Sonuç olarak şunu açıkça söylemek gerekiyor:
“Savunulmamış bir davranış üzerinden birini savunuyor gibi göstermek, gerçeği değil algıyı büyütür.”
Ve bu algı büyüdükçe, asıl sorun küçülür. Oysa bugün ihtiyacımız olan şey çok net:
Kapıya değil…
Zihne bakmak.
Çünkü artık tehlike dışarıdan gelmiyor sadece. Çoğu zaman içeride büyüyor.