Mesele sadece medya mı?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Kahramanmaraş’ta yaşanan olayın ardından bir anda gözler medyaya çevrildi. Herkes haber almak ne olduğunu öğrenmek için önce sanal medyaya ardından televizyon karşısına koştu. Sanal medyaya düşen görüntüler tam bir trajediydi. Okulun camın atlayan öğrenciler hepimizin yüreğini ağza getirdi ve içerde neler olup bittiğine dair bazı fikirler oluşturdu. Dışarıdan paylaşılan görüntüye sözüm yok. Ama içerden görüntü paylaşanlara söylemek istediğim çok şey var. Ama en kısa cümlem şu olacak. “Yaptığınız habercilik değil” bu görüntüleri yayanların da hiç bir savunulacak tarafı yok. Mesele ilk görüntüyü ya da ilk bilgiyi vermek değil. En doğru olanı ve sağlıklı bilgiyi vermek. Kamuoyuna infiale yol açacak bilgi kirliliğinden uzak durmak gazeteciliğin etik değeridir. Tamda burada şu soru cevap arıyor. Bu bilgileri paylaşanlar gazeteci mi? Aslınla bu bilgileri paylaşanlar gazeteci değil etkileşim almak isteyen ya da popüler olmak isteyen kişiler. Henüz bir tanımlamasını bulamadım. Peki gazeteci kim? Kime gazeteci denir? Bunu uzun uzadıya anlatmak isterdim ama meslek büyüklerimizin anlatması daha uygun olur. Emin olun bu konuda benimde eksiklerim vardır. Peki bu tanımlamasını yapamadığım kişiler paylaştıklarından sorumlu mu değil mi? Tabiki sorumlu… Bu sorumluluğun gereği ise yetkili kurumların alanı. Ama gördüğüm en büyük sorun gazetecilik mesleği sanal ortama yenik düşüyor. Kaybolmaya yüz tutmuş meslekler arasına doğru hızla ilerliyor.

Yazının başında gözler medyaya çevrildi demiştim. Diziler bir anda gündeme geldi. Mafya dizileri vb yayınlar işin sorumluları arasında gösteriliyor. Etkisi muhakkak vardır. Ama anlatılan gibi değil. Sağlıklı hiç bir insan diziden yola çıkarak ya da medyada izlediği bir içerikten yola çıkarak hareket etmez. Kısacası sorumluyu ya da sorumluları yanlış yerde ararsak soruna çözüm bulamayız. Medyayı suçlamak sadece algıyı bir yana çevirmek olur. Gerçek sorumluları ise ortaya çıkarmaz.

Peki sorumlular kim?

İşte asıl mesele burada başlıyor. Toplum olarak son yıllarda bireyselleşiyoruz. Aile yapısında oluşan çatırdamalar bireyleri yalnızlaşmaya itiyor. Yalnızlaşan birey ise ya suç örgütlerine ya da kendisini topluma ispat edecek suçlara bulaşıyor. Alkol ve uyuşturucu batağına düşüyor. Giderek topluma ve kendisine zarar verecek etkinliklere yöneliyor. Özellikle pandemi sürecinde başlayan bireyselleşme sürecinin ardından toplumsal kopuş giderek büyüyor. Buna derhal bir çözüm bulmalıyız. Önümüzdeki 23 Nisan dahil tüm milli ve dini bayramlarımızı bu temelde ele almalıyız. Toplum olarak birlik beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Bu sorunları ancak böyle aşabiliriz…