Türkiye İdealinin Gökyüzündeki İmzasıydı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Dün akşam “Özdemir Bayraktar | Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti” belgeselini izledim. Doğrusu, yalnızca bir mühendislik hikâyesi değil; bir inancın, bir sabrın ve bir milletin ayağa kalkışının hikâyesini seyrettim. O belgesel, merhum Özdemir Bayraktar’ın şahsında Türkiye’nin son yirmi yılda yazdığı destanın özeti gibiydi.

Bir zamanlar savunma sanayii alanında el açan, parasıyla dahi istediği sistemi alamayan bir ülkeydik. Terörle mücadelede insansız hava aracı ihtiyacımız had safhadaydı; fakat bırakın silahlı sistemleri, basit keşif ve gözetleme platformlarında dahi dışa bağımlıydık. Sipariş verilen sistemler ya geciktiriliyor ya da siyasi şartlara bağlanıyordu. Kimi zaman “müttefik” dediğimiz ülkelerin ambargolarıyla, örtülü yaptırımlarıyla karşı karşıya kalıyorduk.

İşte o günlerde bir avuç inanmış insan, “Yapamayız” denilen şeyi yapmaya talip oldu.

1990’lı ve 2000’li yılların başında Türkiye, İHA teknolojisinde dışa bağımlıydı. İhtiyaç duyulan platformlar için yabancı üreticilere yönelmek zorunda kalınıyordu. Ancak sistemlerin bakımından yazılımına kadar birçok kritik unsur yabancı kontrolündeydi. Bu durum, millî güvenlik açısından ciddi bir zaaf demekti.

Oysa bugün tablo bambaşka. Türkiye artık yalnızca kendi ihtiyacını karşılayan değil, aynı zamanda dünyanın sayılı SİHA üreticilerinden biri. Bu noktaya geliş, masa başında alınan bir kararla değil; yıllar süren fedakârlık, sabır ve inançla mümkün oldu.

Merhum Özdemir Bayraktar’ın öncülüğünde kurulan Baykar, “yerli ve millî” idealini kuru bir slogandan ibaret bırakmadı. İmkânsızlıklar içinde atölyelerde başlayan çalışmalar, zamanla dünya çapında bir başarıya dönüştü. Bugün adını tüm dünyanın bildiği Bayraktar TB2, sahada oyun değiştirici bir unsur olarak kabul ediliyor. Ardından gelen Bayraktar Akıncı ise Türkiye’yi bir üst lige taşıdı.

Bu başarı hikâyesi yalnızca teknik bir ilerleme değildir. Bu, aynı zamanda zihinsel bir bağımsızlık devrimidir.

Belgeselde en çok dikkatimi çeken hususlardan biri, karşılaşılan engellerdi. Motor ambargoları, elektronik bileşen kısıtlamaları, yazılım lisans sorunları… Bir sistem geliştiriyorsunuz, ama en kritik parçası için kapı kapı dolaşmak zorunda kalıyorsunuz. Sipariş ettiğiniz parça bir gecede “ihracat lisansına takılıyor.”

Bu süreçte yılmak yerine daha çok çalışmayı tercih ettiler. “Vermezlerse biz yaparız” dediler. Bugün gelinen noktada Türkiye, motorundan mühimmat entegrasyonuna kadar birçok kritik alt sistemi yerlileştirmiş durumda. Bu, sadece teknik bir kazanım değil; stratejik bağımsızlığın teminatıdır.

Türkiye’nin İHA–SİHA gücü bugün yalnızca terörle mücadelede değil; sınır ötesi operasyonlarda, deniz aşırı görevlerde ve dost ülkelerle yapılan savunma iş birliklerinde belirleyici rol oynuyor. Bu sistemler sayesinde Mehmetçik’in sahadaki riski azaldı, operasyonel kabiliyet arttı.

Bir zamanlar kapısında beklediğimiz ülkeler, bugün Türkiye’nin kapısını çalıyor. Bayraktar TB2 pek çok ülkede aktif görev yapıyor. Sadece bir savunma ürünü değil; aynı zamanda Türkiye’nin mühendislik kabiliyetinin sembolü hâline geldi.

Bu durum, uluslararası dengelerde de Türkiye’ye farklı bir konum kazandırdı. Artık oyun kurucu bir ülke var. Savunma sanayii ihracatında rekorlar kıran, kendi teknolojisini geliştiren, genç mühendislerine güvenen bir Türkiye var.

Burada bir parantez açmak gerekir: Bu başarı, devletin kararlı iradesi ile özel sektörün vizyonunun birleşmesinin ürünüdür. Savunma sanayiine verilen stratejik destek, bürokratik engellerin azaltılması ve millî projelere duyulan güven, bu yükselişin zeminini hazırlamıştır.

“Özdemir Bayraktar | Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti” belgeselini izlerken şunu düşündüm: Eğer bir millet kendi evlatlarına güvenirse, kendi mühendislerine imkân tanırsa, aşamayacağı engel yoktur.

Merhum Özdemir Bayraktar’ın hayatı bize şunu gösteriyor: İmanla çalışmak, sabırla üretmek ve inançla direnmek… Bu üçlü bir araya geldiğinde tarih yazılır.

Bugün gençlerimiz gökyüzüne baktığında, orada süzülen bir SİHA’yı sadece bir makine olarak görmüyor. O gökyüzünde, bir milletin azmini, özgüvenini ve bağımsızlık iradesini görüyor.

Türkiye artık savunma sanayiinde edilgen bir ülke değil. İHA ve SİHA teknolojisinde küresel ölçekte söz sahibi bir aktör. Bu noktaya gelmek kolay olmadı. Ambargolarla, küçümsemelerle, maddi imkânsızlıklarla ve bürokratik engellerle mücadele edildi. Ama sonunda kazanan inanç oldu.

Rahmetli Özdemir Bayraktar’ın ardından söylenecek çok söz var. Fakat belki de en anlamlı cümle şudur: O, sadece bir mühendis değil; bağımsız Türkiye idealinin gökyüzündeki imzasıydı.

Ruhu şad olsun.