“Liberal Değerler” Maskesi ve Ahlaki Çöküş
Türkiye’de yıllardır bir masal anlatılıyor. Bu masalın kahramanları hep aynı: “aydın”, “ilerici”, “liberal değerlerin taşıyıcısı” olduğu iddia edilen seçkin zümreler… Kötü karakter ise hiç değişmiyor: bu milletin inancı, geleneği ve muhafazakâr duruşu.
Ancak geçtiğimiz günlerde ABD’de Jeffrey Epstein dosyalarından çıkan bir belge, bu masalın arka planındaki çürümeyi bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdi.
Söz konusu belge, 7 Kasım 2014 tarihli bir e-posta. Gönderen, Türkiye’nin en “elit” okullarından biri sayılan Robert Kolej’in yönetim kurulu üyesi Thomas Jr. Landon. Alıcı ise bugün adı pedofili, insan kaçakçılığı ve küresel bir suç ağıyla anılan Jeffrey Epstein.
Mektubun satır araları, aslında yıllardır bize yukarıdan bakan bir zihniyetin nasıl çalıştığını açık ediyor. Landon, Robert Kolej’i “Batı tarzı liberal sanatlar eğitimiyle Türkiye’nin en parlak öğrencilerini yetiştiren seçkin bir kurum” olarak tanımlıyor. Ardından da esas rahatsızlığını dile getiriyor: Türkiye’de muhafazakâr İslam’ın eğitim ve toplumsal hayatta etkisini artırması.
Yani mesele eğitim değil. Mesele başarı değil. Mesele özgürlük hiç değil. Mesele, bu milletin kendi değerleriyle ayakta durma iradesi.
Bu “tehlike” karşısında ne yapıyorlar peki? Çözüm olarak, bugün çocuk istismarı suçlarıyla anılan bir milyarderin kapısını çalıyorlar. Daha da ötesi, Epstein’dan maddi ve çevresel destek istiyor, okul yöneticilerini onunla görüştürmeyi teklif ediyorlar.
Burada durup düşünmek gerekiyor:
Muhafazakârlığı “gericilik” diye yaftalayanlar, etik sınırları bu kadar kolay nasıl aşabiliyor?
Epstein’ın 2014’te henüz bugünkü ölçekte ifşa edilmediği savunması kimseyi kurtarmaz. ABD elit çevrelerinde bu ismin “genç kızlarla ilişkileri”, karanlık bağlantıları ve şüpheli serveti uzun süredir biliniyordu. Buna rağmen, söz konusu Türkiye olunca, “liberal değerler” adına her kapı çalınabiliyor.
Daha vahimi, mektupta Gates Vakfı gibi küresel fon merkezlerinin adının geçmesi. Eğitim, demokrasi ve özgürlük söylemiyle pazarlanan hikâyelerin, kapalı kapılar ardında hangi isimlerle ve hangi pazarlıklarla dolaşıma sokulduğu artık saklanamıyor.
Landon, mesajında bu meselenin kendisi için “kişisel” olduğunu da söylüyor. Babasının yıllarca Robert Kolej yönetiminde yer aldığını, kendisinin Türkiye’de büyüdüğünü anlatıyor. Fakat bu duygusal pasajlar gerçeği değiştirmiyor.
Ortada çok net bir tablo var:
Kendini “ilerici” diye tanımlayan bir elit, bu milletin muhafazakârlığıyla mücadele etmek adına, çocuk istismarıyla anılan bir figürle temas kurmaktan utanmıyor.
Ve sonra dönüp bize ahlak dersi veriyorlar.
Belki artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir:
Asıl karanlık olan, bu ülkenin değerleri mi; yoksa “aydınlanma” adı altında her türlü çürümeyi meşrulaştıran bu zihniyet mi?
Cevap, ne yazık ki belgelerde yazıyor.