Lozan’ı Kıbrıs’tan delmiştik

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

 

Piri Reis haritasında Kıbrıs adası.

İstanbul doğumlu bir Rum akademisyen olan Dr. Nikolaos Stelya’nın Khora Yayınları’ndan çıkan İstenmeyen Bebek Kıbrıs Cumhuriyeti (2013) adlı ilginç kitabını okurken şu husus dikkatimi çelmeledi: 

Kıbrıslı Türk liderliği ve gazeteleri 1955-57 yıllarında Kıbrıs meselesinin İngiltere aradan çıkarılmak suretiyle Türk-Yunan ilişkileri çerçevesinde çözülmesini talep etmiş ve Kıbrıslı Türk basını da buna çözüm olarak Lozan Antlaşması’nın gözden geçirilmesi ve değiştirilmesi teklifinde bulunmuş. 

Kıbrıs Türkleri 1955-57 yıllarında resmen Lozan’ı delmekten bahsetmişler.

Garip geldi mi size?  

Bana gelmedi. Çünkü Kıbrıs’ta 1960 Ağustos’unda resmen kurulacak olan iki kesimli ve kısa ömürlü Cumhuriyet zaten Lozan Barış Antlaşması’nın tadili (siz bunu ‘delinmesi’ diye de okuyabilirsiniz) sayesinde mümkün olabilmişti. 

Dahası, Şubat 1959 tarihli Zürih ve Londra antlaşmalarıyla Kıbrıs üzerinde garantörlük hakkını elde eden Türkiye (dikkat edin, bu hak Lozan Barış Antlaşması’nda mevcut değildi) Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Fatin Rüştü Zorlu ikilisinin vaktiyle kazandırdığı bu hayatî hakkımıza dayanarak ve EOKA faşizminin Türk katliamlarını bitirmek gerekçesiyle 1974 yazında adanın kuzeyine çıkarma yapmıştı.

Bir başka deyişle Lozan Barış Antlaşması 1959 Şubat’ında imzalanan Zürih ve Londra antlaşmalarıyla delinebildiği içindir ki bugün Türk askeri Kıbrıs’ta bulunmaktadır, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de zaten bu antlaşmaların sağladığı garantinin artçı adımları ve Türkiye’nin Lozan’a rağmen ısrar ve inadı sayesinde hayata geçirilebilmiştir. 

Hem bilir misiniz ki, 19 Şubat 1959 tarihinde İngiltere ve Yunanistan’la aramızda yapılan Londra Antlaşması’na imza atmamıza şiddetle karşı çıkan zamanın genç CHP milletvekili Bülent Ecevit diplomatik mücadeleden zaferle çıkan Dışişleri Bakanı Zorlu’nun Londra’da düzenlediği basın davetine katılmayı onuruna yediremediği için(!) reddetmişti.  

Ne var ki, kader Bülent Ecevit’i, bir zamanlar CHP Genel Başkanı İsmet İnönü ile el ele “Kıbrıs’ı sattınız” diye protesto ettiği Zürih ve Londra antlaşmalarında kazandığımız garantörlük hakkı sayesinde Kıbrıs Barış Harekâtı’na karar veren CHP-MSP hükümetinin Başbakanı yani “Kıbrıs fatihi” ve “Karaoğlan” kimliğiyle karşımıza çıkaracaktı. 

Acaba Demokrat Parti’yi iktidardan deviren 27 Mayıs 1960 kanlı darbesini elleri kızarıncaya kadar alkışlayan Bülent Ecevit’in ileri yaşlarında da olsa yaptığı haksızlıktan yüzü kızarmış, hiç değilse Zorlu ve Menderes’in ruhlarından özür dilemiş midir? Hiç sanmıyorum.  

Lozan Barış Antlaşması Hatay ve Montrö bahisleri başta olmak üzere defalarca delinmiştir, millî menfaatimiz icab ettirirse defalarca da delinecektir. Kıbrıs da Lozan’ın deliklerinden tutup çekerek bağrımıza bastığımız yavru vatandır. Lozan delinmeseydi yavru vatan bir avuç EOKAcı faşistin çizmeleri altında inlemeye devam edecekti çünkü. Buna ‘Lozan’ı deldirmem’ diye ortalığı ayağa kaldıranlar dahi engel olamadı, hatta tarihin emrine tâbi oldular. 

 

Erbakan hoca Kıbrıs barış harekâtını nasıl anlatıyor:

1990 yılında Mehmet Ali Birand’a konuşan Necmettin Erbakan hoca Kıbrıs Barış Harekâtı’na nasıl karar verdiklerini özetle şöyle anlatmış:

Milli Selamet Partisi bu harekâtın fiilen başlamasında en önemli tarihî rolü oynamıştır. Bülent Ecevit’i Londra’ya uğurladığımız zaman havaalanında Kuvvet Komutanlarına “Askerleri bindirin, toplayın. Harekât fiilen başlasın” dedik. Onlar da bunu yaptı. Ecevit Londra’dan geldiği zaman gemiler yüklenmişti. Ertesi sabah limandan ayrılacakları noktadaydık. Komutanlarla Ecevit’i bu işe ikna edelim diye hazırlandık. Görüş birliğine vardık ki artık 1963 ve 1967’deki gibi geri dönüş yok. (O tarihlerde harekâta karar verilmiş ama ABD’nin baskısı üzerine vazgeçilmişti- MA) Bülent Bey döndü, Londra’daki görüşmeleri anlattı. Biz de dedik ki, “Şu anda gemiler yüklenmiş, ok yaydan çıkmıştır. Eğer vazgeçilecek olursa bak işte askerler burada, bir daha bu harekâtı yapamayız.”

Belki o da arzu ediyordu ama böyle bir karar verilmiş olması onu o anda telaşlandırdı. Ama baktı ki iş başlamış, kendini buna göre hazırladı. Kuvvet Komutanlarına “Gidersek muharebeyi yürütecek gücümüz var mıdır?” diye sorduğu zaman Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Kemal Kayacan “Ben Karadeniz çocuğum. Bir kayıkla bile gider, Kıbrıs’a çıkarım” deyince güven verici bir hava doğdu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar da harekâtta ısrar edince söz bitti ve Bakanlar Kurulunu toplayalım denildi. 

Toplandık. CHP’li birtakım bakanlar baktılar ki iş çok ciddileşmiş, kırk dereden su getirmeye başladılar. İşte üzerimize şu da gelir, bu da gelir, bütün dünyaya karşı harp açıyoruz, bunun önü var, sonu var… Saatlerce konuştuk. İkaz ettik: Bu harekâtı yapmaya mecburuz. Ne yapacaksak şimdi yapacağız. Tekrar tekrar izah edince nihayet harekâta karar verdik. Bakanlar Kurulu kararı işte böyle alındı.

Bunun üzerine bir MSP’li bakan CHP’li bakana “Tarihî bir karar aldık. Bugün Cuma. Hep beraber gelin Cuma namazını Kocatepe Camii’nde kılalım. Cenab-ı Haktan zafer nasip etmesi için dua ederizteklifinde bulundu. Ama ertesi gün Kocatepe’ye sadece MSP’li bakanlar geldi. Halk Partili bakanlar ya başka bir camiye gittiler ya da gelmeyi uygun görmediler.

Bir teklifimiz daha oldu: Diyanet İşleri Başkanı (Lütfi Doğan) gitsin, gemiler hareket etmeden önce bir dua etsin. Devlet Bakanı Süleyman Arif Emre Bey Diyanet İşleri Başkanı’nı buldu, Mersin’e gidip duayı yaptırdı. Harekât dualarla başladı.”

Kıbrıslı mücahidlerin ruhu şad olsun

“EOKA ve benzeri silahlı kuruluşlarla Türklere ölüm saçmayı birinci derecede görev sayan düşman kuruluşlarına karşı adsız kahramanların kurduğu VOLKAN, yerini daha sonra çok daha iyi organize edilmiş TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı)’ye devretmiştir. TMT Türk’ün mal ve can emniyetini korumak gibi tarihî bir görevi yerine getirmiştir. Kıbrıs Türkünün olayları değerlendirmesinde TMT büyük görevler üslenmiştir. TMT hakkında daha detaylı bilgi veremeyeceğim. Bu Kıbrıs Türk’ünün ve TMT’yi bilenlerin kafasında bir sır olarak kaldığı sürece engin manasını ve tarihi değerini taşıyacaktır.

Türklük uğruna can veren TMT’nin tüm adsız kahramanlarının ruhu şad olsun…”

(Engin Köklüçınar, Ağlayan ve Gülen Kıbrıs, Yenigün Yayınları, İstanbul, 1976, s. 57-58.)