Osmanlılar Döneminde Filistin’e Yahudi Göçü (10)

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

2.8. Yahudilerin Filistin’e Göçün Evreleri ve Gelişimi

Yahudilerin Filistin’e göçü, Osmanlı döneminde farklı evrelerden geçmiştir: 

  • Erken Dönem (16.-18. Yüzyıl): Yahudi nüfusu sınırlıydı ve dini merkezlerde toplanmıştı. 
  • Tanzimat Dönemi (1839-1876): Göç, dini ve ekonomik nedenlerle sınırlı kalmıştır. 
  • Birinci Aliya (1881-1904): Yaklaşık 25.000-35.000 Yahudi göç etmiştir. 
  • II. Abdülhamid Dönemi (1876-1909): Göç, siyasi bir mesele haline gelmiştir. 
  • İkinci Aliya (1904-1914): Yaklaşık 35-40 bin kişi Filistin’e göç etti. 
  • İkinci Meşrutiyet ve Sonrası (1908-1918): Liberal politikalar, yerleşimleri artırmıştır.

Tellioğlu, Rusya’dan göç edenlerinin çoğunun Filistin yerine kendilerini güvende hissedecekleri yer olan Amerika’yı tercih ettiğini söyler. Siyonist örgütlerin yoğun propagandalarına rağmen bu durum değişmemiştir.[1] 

2.8.1. Demografik Değişimler

1880’lerde Filistin’deki Yahudi nüfusu yaklaşık 20.000 iken, 1908’e gelindiğinde 50.000’e ulaşmıştır. Aşağıdaki tablo, bu artışı özetler:

Yıl

Yahudi Nüfusu

Kaynak

1880

20.000

Karpat (2003)

1900

35.000

Karpat (2003)

1908

50.000

Karpat (2003)

1882–1900 yılları arasında Yahudi nüfusu, 480’den 5.210’a yükselmiş; yerleşim sayısı 6’dan 22’ye, tarım arazisi ise 22.530 dönümden 218.170 dönüme ulaşmıştır. Bu veri, yerleşim hareketlerinin Siyonist stratejilerle paralel olarak büyüdüğünü göstermektedir. Karpat, Yahudi nüfusunun artışını istatistiksel verilerle destekler.

Fakat Tellioğlu bu rakamlara ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini beyan etmektedir. Çünkü Yahudi Kolonizasyonu Birliği (JCA) tarafından hazırlanan raporda, 1910 yılı için kolonilerde sadece 9 bin kişi kaydedilmektedir. Ayrıca kolonilerde çalıştırılacak yeterli Musevi işçinin bulunamadığını ve bunun önemli bir mesele haline geldiğini de hesaba kattığımız zaman durum daha da netlik kazanacaktır. İleri sürüldüğü gibi göçmenlerin çoğunluğunu genç Rus Yahudileri oluşturuyorsa zirai alanlarda çalıştırılacak işçi sıkıntısının bulunmaması gerekmektedir.[2]

2.8.2. Sosyal ve Ekonomik Etkiler

Yahudi kolonileri, modern tarım teknikleriyle ekonomik katkı sağlamış; ancak bu, Arap nüfusla gerilimlere yol açmıştır. Örneğin, Rishon LeZion’daki şarap üretimi, ekonomik canlılık getirmiştir. Tabi ki bölgede Yahudi popülasyonunun artması beraberinde kimlik sorununu ve anarşik olayları getirdiği gibi zamanla Yahudilerin Avrupalıların desteğiyle daha da cesaretlenmelerine ve çeteler halinde örgütlenmelerine yol açacaktır. 

Yahudi yerleşimcilerin modern tarım tekniklerinin Arap çiftçiler üzerinde baskı yarattığı bildirilmiştir.  Şam vilayetinden gelen bu rapor, Yahudi yerleşimcilerin Filistin’deki tarım kolonilerinde modern tarım tekniklerini kullandığını ve bu durumun yerel Arap çiftçiler arasında ekonomik rekabet yarattığını belirtir. Rapor, Osmanlı yönetiminin bu faaliyetleri ekonomik bir tehdit olarak görmeye başladığını gösterir.

Yahudi göçmenler Kudüs’e gitmek bahanesiyle elde ettikleri bir aylık mürür tezkereleri ile Beyrut iskelesine çıkmakta, buradan karayoluyla Havran’a giderek Baron Rothschild’in vekili Emil Frank tarafından satın alınan arazilerde inşa edilen kolonilere yerleştirilmekteydiler. Bu arazilerin ferağ işlemleri, göçmen Musevi iskan ettirilmeyeceğine dair bir taahhütname imzalattıktan sonra gerçekleştirilmekteydi. Ancak bu ve diğer örneklerde görüldüğü bu pratikte uygulanmıyordu.

Arazilerin satışı için de bölge halkını bir şekilde ya ikna edilmesi ya da gönderilmesi politikası izlenmiştir. İngilizlerin kışkırtması ile bölgede isyan çıkartılarak halka karşı silahlı tehdişe başvurulmuştur. Bir diğer yöntem ise Avrupa Devletlerine mensup yabancı uyruklu kişiler aracılığı ile araziler satın alınmıştır. Bunun dışında yerel yöneticilerle işbirliği yaparak kanunsuz bir şekilde satın alma da gerçekleşmiştir. Mutili Köyü arazi ve evleri bile kanunsuz bir şekilde bölge yöneticileri tarafından Rothscihild’in vekiline satıldığı köyün muhtarının sadarete gönderdiği telgrafta ortaya çıkmıştır. Bir diğer yöntem de varisleri küçük yaşta ölmüş yetim ve kimsesizlere ait araziler olmuştur. Bunların tapuları hileli ve rüşvet yoluyla el değiştirmiştir. Ayrıca miri araziye (devlet) ait araziler de Siyonist kuruluşlar tarafından işgal edilmiştir. Bazen de Jandarma kolluk kuvvetleri devreye sokularak yerli halkın arazisini terk etmesi sağlanmaktadır. Sahte belgelerle de araziler el değiştirmiştir. Rüşvet ve icra yoluyla satışlar da bir diğer arazi elde etme yoludur. Ayrıca kanunlardaki boşluklardan yararlanılmış, tehdit, baskı ve gasp yöntemleri de kullanılmıştır. Bir diğer yol ise müstear isimler, Müslüman aracılar gibi aracılar da kullanılmıştır. İşlenmemiş mahlul araziler de işgal edilmiştir. Tabi ki arazinin değerinin çok üstünde fahiş fiyatla da satın alma yolu uygulanmış ama buna halk çok rağbet etmemiştir. Bu yöntemle arazilerini satanlar daha çok arazi vurguncuları olup halktan ucuza arazi satın alıp bunu fahiş fiyatla Musevi kuruluşlara satan kişilerdir. Vakıf arazilerin satışı ve işgali gerçekleşmiştir. Padişah, bu tür hileli satışları engellemek için büyük arazileri kendi adına kaydettirmiştir. Bölgede Musevilere arazi teminini sağlayan şirket ve şahıslar bulunmuş ve bunlar en ufak bir fırsatı kaçırmamışlardır.[3]


[1] Ömer Tellioğlu, a.g.e.

[2] Karpat, K. H.  a.g.e, Osmanlı Arşiv Belgeleri (BOA): Göçmen tabiyet belgeleri ve izin yazışmaları; Halil İnalcık (Ed.) , Donalt Quataert, Osmanlı İmparatorluğunun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, Eren Yayıncılık, İstanbul 2004; Ömer Tellioğlu, a.g.e.

[3] Ömer Tellioğlu, a.g.e.