Bizde Meçhul Asker Anıtı neden yaptırılamamış?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Muhafazakâr kesimin gözünden kaçırdığı bir karı kocaya, Sabiha ve Zekeriya Sertellere yolu rastlayan her okurun onları okurken nasıl şaşırmadıklarına şaşırmaktan kendimi alamıyorum doğrusu. 

Oysa Amerikan liberalizmini koçbaşı olarak kullanıp sosyalizm veya halkçılık yapmak gibi akla seza bir işe soyunan bu karı kocanın Amerika Birleşik Devletleri’nden başlayan ve Türkiye Cumhuriyeti’nde devam eden inişli çıkışlı basın hayatları mahkeme-hapis safahatı toplumsal temeldeki hareketlere/damarlara dikkat çekmeleri bakımından çarpıcı sahnelerle doludur. Bu sahnelerin deşifre edilmesi sayesinde bir dönemin kabuk bağlamış gerçekleri yeni bir gözle okunabilir. 

Zekeriya Sertel’in Hatırladıklarım (1905-1950) (1968) ve karısı Sabiha Sertel’in Roman Gibi: Demokrasi Mücadelesinde Bir Kadın (Belge: 1987) adlı iki hatıra kitabının yanı sıra kızları Yıldız Sertel’in annesi Annem (Sabiha Sertel Kimdi, Neler Yaptı?, Can: 2018)  ve Susmayan Adam (Babam Gazeteci Zekeriya Sertel, Can: 2018) adlı çalışmaları bulmacanın kayıp parçalarını bulmak bakımından değerlidir. Ayrıca Yıldız Sertel’in hatıratı Ardımdaki Yıllar (Can, 2018) da anne ve babasının mücadelesi ile siyasî ve toplumsal gerçeklere yönelik hassasiyetlerine dair dikkate şayan ipuçları uzatmaktadır önümüze. 

Dediğim gibi ilginç bir karı koca Serteller. Açık sözlüler ki en önemlisi de bu. Fikirleri net. Bulanık suda balık avlamıyor ve okurlarına soru işaret bağışlamıyorlar. Konuşacakları zaman konuşuyor, susturuldukları da zaman da susuyorlar. Vantrologluk yapmıyorlar. Bir başka deyişle kendisi konuştuğu halde karşısındakine sesin başka yerden geldiği intibaını veren şovmenlik yapmak veya karnından konuşmak onların kârı değil. (Burada ‘kâr’ ‘iş’ anlamındadır; bekâr kelimesi de işsiz anlamındaki bîkâr’dan gelir; Farsçada olumsuzluk ön ekidir).

Mesela Sabiha Sertel Yahudi dönmesidir, yani Sabetayist bir ailenin kızıdır ve bir Türk ile evlenme olayının ailesini nasıl etkilediğini açıkça yazmak cesaretini göstermiştir. Anlattığına bakılırsa evlilikleri Mason Üstadı ve Sadrazam Talat Paşa’nın araya girmesiyle mümkün olmuştur. Buna göre Talat Paşa’nın derdi, Sabetayistlerin Müslümanlarla evlenerek toplumla kaynaşmasını sağlamaktır!

Nasıl yorumlarsanız yorumlayın artık. 

Bu arada beş kitaplık hatırat külliyatına on yıllar boyunca yayınladıkları ve sık sık kapatılan dergi ve gazeteleri eklememiz icap eder. Özellikle Sabiha Sertel’in 1936 Mart’ında tek sayı çıkan ve hükümet tarafından derhal toplatılan Projektör adlı dergisinin nüshasını kütüphanelerde bulmak günümüzdeki araştırmacılar için dahi müşkil bir meseledir.

Aslında karı koca Serteller dokuz yıl sonra, 2 Aralık 1945 yılında çıkardıkları ve yine tek sayıda kalan Görüşler dergisiyle de baskı altına alınmışlardı, hatta meşhur Tan gazetesi baskınına giden yolda bu gazetenin komünist propagandası yaptığı şayiası kritik bir rol oynayacaktı. Celal Bayar ve Demokrat Partililerle birlikte “gerçek bir demokrat cephe” kurmak amacıyla çıkan dergi baskı ve suçlamalar karşısında ilk sayısında kalacak ve ikincisi çıkmayacaktı.

Ancak 1936 Mart’ında çıkardıkları Projektör dergisinin ilk sayısı gerçekten de ilginç ve tehlikeli yazılarla doluydu ve ülke Tek Parti idaresinin en koyu basın yasaklarının yaşandığı yılları tecrübe ediyordu.      

 

Karı koca Serteller’in 1924’ten itibaren Resimli Ay’da, sonra Sevimli Ay ve Resimli Perşembe gibi devrinin çok okunan resimli dergilerinde gündeme getirdikleri bazı toplumsal dertler veya yaralar dönemin bütün basın üzerindeki baskılarına rağmen cesurca çıkışlar addedilmelidir. Halkla doğrudan ilgilenen ilk gerçek manada popüler derginin Resimli Ay olduğunu söyleyen Zekeriya Sertel hatıratında şöyle açıklar derginin bu özelliğini:

“O zamana kadar Türkiye’de öyle bir dergi çıkarılmamıştı. Çıkan dergiler (…) okur ile, halk ile, halkın hayat ve ihtiyaçlarıyla ilgilenmezdi. Bu nedenlerle dergiler halktan uzak ve halkın üstünde kalır, satışları iki-üç bini geçmezdi. Bu dergiler ne teknik ne de yazıları bakımından okura bir şey söylemezdi. (…) ResimliAy(‘da) Halkın sosyal hayatına önem verdik, yazıların halkın hayat ve istekleriyle ilgili olmasına dikkat ettik.” (Hatırladıklarım, s. 126-127).

Zekeriya Sertel’e göre “Cumhuriyet ilan edilmiş olmasına rağmen memlekette hürriyet ve demokrasiye gidildiğini gösteren hiçbir işaret yoktu. Halka önem verilmiyordu. Kurtuluş Savaşında kanlarını ve canlarını verenler unutulmuştu. Şimdi başta bulunanlar, kendilerine bir saltanat kurmaya çalışıyorlardı. Halk yine sefaletiyle başbaşa bırakılıyordu. Yönetim başında yeni çıkar grupları kurulmaya başlamıştı. Bunlar yönetimdeki imtiyazlı durumlarından yararlanarak servet yapmaktan başka bir şey düşünmüyorlardı. Bu gidiş diktatörlüğe, kötü politikacılığa, halkın sömürülmesine yol açabilirdi. Bununla savaşmak, herşeyin üstünde halk iradesini, halkın çıkarlarını hâkim kılmak gerekti. İşte “Resimli Ay”ı çıkardığımız zaman tuttuğumuz yol bu olmuştu.” (Hatırladıklarım, s. 127-128)

Herşeye rağmen halkın yaşadığı sefaleti anlatmakta, hayat seviyesinin yükseltilmesini, fakirin zengine karşı korunmasını savunmaktadırlar ki tokat gecikmez. Onlara mı kalmıştır halkın sefaletini dile getirmek. Susturulmaları gerekir.

Bu arada çok şaşırtıcı bir olay yaşanır. Milli Kurtuluş zaferini halka mal etmeye çalışmaktadırlar. Bu savaşı kadın-erkek bütün halk ele ele vererek yapmamış mıdır? Bu sebeple bir Meçhul Asker anıtının dikilmesini isterler. Gerekçeleri de Kurtuluş Savaşı’nın gerçekten bütün halkın katıldığı millî bir savaş olduğu gerçeğini temsil ettirmektir. “Halka hakkını vermek gerekti” diye yazar Zekeriya Sertel. Yapılacak anıtta halkı “meçhul asker” temsil edecekti. 

Bunları yazıp dile getiren Sertellere çok geçmeden Akşam gazetesinde Kılıç Ali imzasıyla bir cevap gelir. O Kılıç Ali ki İstiklal Mahkemelerinin astığı astık hakimlerindendir. Gazeteci Altemur Kılıç’ın babasıdır. Zekeriya Sertel bu olayı şöyle anlatır:

“Bu yazıda Millî Kurtuluş Savaşını halkın değil, sadece Atatürk’ün yaptığı ileri sürülüyordu. Ordunun ve halkın savaşabilmesi, ancak kudretli ve kabiliyetli bir komutana sahip olmasıyla kabildi, deniyordu. Atatürk olmasaydı, halkın ayaklanması bir anlam taşımazdı. “Meçhul asker” fikrini ortaya atıp başkomutanın önemini azaltmaya çalışmak, bir nankörlük olurdu.” (Hatırladıklarım, s. 129-130)

Sonradan öğrenir ki Kılıç Ali imzasıyla çıkan bu yazıyı bizzat Atatürk dikte edip gazeteye göndermiştir. “Bu yazı bize bir ihtardı” diye yazar Zekeriya Sertel ve şöyle devam eder sözlerine: “Biz de o günden sonra dâvâmızdan vazgeçmemekle beraber, yazılarımızda daha ihtiyatlı olmaya çalıştık.”

Gelecek hafta ele alacağımız ve ilk defa öğreneceğiniz yasaklı Projektör dergisinde çıkan ve derginin kapatılmasına sebep olan yazıları karı koca Serteller’in uzun mücadelesinin bir adımı olarak basın tarihimize geçmiştir.

Bir hafta sabır rica ediyorum sizden.