Şehir: İradesi Aşınan Bir Hafıza ve Yeni Bir Maliyet Rejimi

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Şehir, modern insanın yalnızca yaşadığı yer değildir; aynı zamanda iradesini, kimliğini ve ortak kader hissini taşıyan bir kültürel organizmadır. Bir kentin yönetim tarzı; o toplumun adalet duygusunu, müşterek vicdanını ve kamusal etik anlayışını tebarüz ettirir.

Bu yüzden şehir üzerine yapılan her tartışma, aslında rakamlardan çok daha derin bir duruma temas eder: Hayatın nizamı.

Max Weber, şehir sosyolojisini anlatırken, kenti bir idari yapıdan ziyade “rasyonel düzen ve etik yükümlülük alanı” olarak yorumlar. Ona göre şehir, en çok da yönetenlerin adalet tasavvurunda görünür. Çünkü şehir, yönetim tarafından ya taşınabilir kılınır ya da taşınamaz bir maliyetler manzumesine dönüşür.

Ne yazık ki İstanbul, bugün giderek ikinci kategoriye doğru itilmektedir.

Tarifelerin Ötesinde: Bir ‘Belediyecilik Morfolojisi’ Sorunu

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yeni yıl tarife artışları; yalnızca fiyat güncellemesi değildir. Bu kararlar, kamusal yönetim anlayışında yaşanan tektoniğe benzer bir kırılmayı görünür kılmıştır.

Zira kamu hizmetinin fiyatlandırması, iktisadi bir refleksin çok ötesinde; sosyal adalet, ölçülülük, mali rasyonalite ve şeffaflık ilkeleriyle anlam kazanır.

Ancak şu anda ortaya çıkan tablo, yönetimin zafiyetlerini vatandaşa tarife rejimi üzerinden ihraç ettiği bir döneme işaret etmektedir.

Basın açıklamasında değerlendirmelerde bulunan İBB AK Parti Grup Sözcüsü Murat Türkyılmaz, Tarife Komisyonu Üyeleri Meryem Karaköse ve Süheyla Topçu, tam da bu yapısal çarpıklığa dikkat çektikleri için önemlidir.
Onların aktardığı veriler, “güncelleme” denilerek geçiştirilemeyecek kadar ciddidir.

Cenaze, Mezarlık ve Hayır İşleri: Toplumsal Vicdanın Eşiği

Mezar yeri bedellerinin, lahit yapımının ve cenaze ruhsatlarının astronomik oranlarda artırılması; kentsel ekonominin değil, kamusal vicdanın sınandığı bir alanı tarif eder.

Bir hizmetin maliyetine dair ontolojik bir zorunluluk yokken, yüzde 580, yüzde 1.016, yüzde 1.271 gibi artışlar; enflasyon gerekçesinin arkasına saklanamayacak kadar keskin rakamlardır.

Hele ki hayır geleneğinin sembolü olan çeşme yaptırma iradesinin, %4.900’lük bir tarife bariyerine çarpması, artık “yönetimsel tercih” ile “şehir kültürü” arasındaki uyumsuzluğun belirginleştiği noktadır.

Zira hayrı maliyet kalemine dönüştüren belediyecilik; kent kültürüne değil, sadece kasaya yönelmiş bir anlayışa işaret eder.

Otopark: Kent Morfolojisinin En Somut Çatlağı

İstanbul’un kronikleşen otopark açığı çözülmediği gibi; üretim yok, yatırım yok, plan yok… Fakat tarife var.

İSPARK’ın 2019’da 6 TL olan kısa süreli park ücretinin bugün 220 TL’ye dayanması, yalnızca bir artış değil; belediyeciliğin verimlilik doktrininin çöküşüdür.

Üstelik:

  • Aynı yönetim 2019’da “otopark ücreti 1 TL olsun” diye önerge veren kadroydu.
  • Bugün ise Avrasya Tüneli geçişi ile İSPARK’ın saatlik ücreti neredeyse denk hale gelmiştir.

Bu tabloyu sosyolojik olarak şöyle okumak gerekir:
Şehirdeki hareketliliği yönetemeyen bir idarenin, bu yetersizliğin bedelini vatandaşa tarifeler üzerinden ödetmesi.

Su ve Ulaşım: Hayatın Nabzına Bindirilmiş Ağırlık

Belediyeciliğin en temel iki hizmeti olan su ve ulaşımda; fiyat artışlarının döviz hareketlerinin dahi üzerine çıkması, artık “zorunlu güncelleme” değil, yönetsel başarısızlığın tarifeye dönüştürülmesi anlamına gelir.

  • Su: %1.040 artış
  • Ulaşım: %1.246 artış

Bu tablo, “kamusal meşruiyet rejiminde aşınma”nın en bariz göstergelerinden biridir. Zira şehirlerde meşruiyet, en çok da günlük hayatın maliyetinde üretilir veya kaybedilir.

Soru Şu: İstanbul Neden Pahalılaşıyor?

Cevap basittir ama çözümü mühimdir:

İstanbul zorunluluktan değil, kötü yönetimden pahalılaşıyor.

Şehrin maliyet mimarisi, yönetsel verimlilikle değil, eksikliklerin ve hataların vatandaşa fatura edilmesiyle kuruluyor.

Bu nedenle mesele tarifelerden ibaret değildir; münferit fiyatlar değil, bütüncül bir yönetim morfolojisi sorunudur.

Sonuç: Şehir, İdare Edilirken Kaderi de Yazılır

Şehirciliğin özü; insanı maliyetle terbiye etmek değil, hayatı yaşanabilir kılmaktır.

Bu yüzden İstanbul’un ihtiyacı;
daha fazla zam değil, daha fazla rasyonalite;
daha fazla tarife değil, daha fazla verimlilik;
daha fazla yük değil, daha fazla adalettir.

İstanbul’un yükünü hafifletmek mümkündür.
Yeter ki yönetim, şehri bir maliyet alanı değil, bir emanet olarak görebilsin.