İstanbul Masası yeniden kurulur mu?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Diplomaside bazen en önemli gelişmeler, yüksek sesle ilan edilen zirvelerde değil, doğru zamanda yapılan ziyaretlerde saklıdır. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın NATO Zirvesi'nin hemen ardından Kiev'e gerçekleştirdiği temaslar da tam olarak böyle okunmalı.

Bu ziyaret, rutin bir diplomatik temasın ötesinde, Ankara'nın Ukrayna savaşında yeniden daha görünür bir arabuluculuk rolüne hazırlanabileceğinin işaretlerini verdi.

Çünkü savaş dördüncü yılına yaklaşırken cephede kazanımlar değişiyor, ancak barış hâlâ ufukta görünmüyor.

Türkiye'nin elindeki en önemli diplomatik koz değişmedi.

Ankara bugün hem Kiev'le hem Moskova'yla doğrudan konuşabilen, Batı ittifakının parçası olmayı sürdürürken Rusya ile iletişim kanallarını da açık tutabilen ender ülkelerden biri.

Bu denge politikası yıllardır eleştirildi.

Oysa bugün aynı denge, Türkiye'yi yeniden masanın vazgeçilmez aktörlerinden biri haline getiriyor.

İstanbul'da başlayan müzakereler, tahıl koridoru anlaşması ve esir takasları bunun en somut örnekleriydi.

O dönem tam anlamıyla kalıcı barış sağlanamadı belki ama diplomasi tamamen de ölmedi.

Bugün yeniden dönüp bakılan adresin İstanbul olması tesadüf değil.

Hakan Fidan'ın Kiev'de kullandığı bir ifade özellikle dikkat çekiciydi.

Bakan, savaşın yayılma riskine işaret ederken aynı zamanda "psikolojik olarak ülkelerin ateşkese hazır hale geldiklerini" söyledi.

Diplomaside psikoloji küçümsenecek bir unsur değildir.

Tarafların yıllarca birbirlerini yalnızca cephede gördüğü bir savaşta, ateşkes fikrinin yeniden konuşulabilir hale gelmesi bile önemli bir eşiktir.

Elbette bu, barışın yakın olduğu anlamına gelmiyor.

Ancak savaşın sonsuza kadar sürdürülemeyeceğini herkesin kabul etmeye başladığını gösteriyor.

Türkiye'nin bu süreçteki motivasyonu yalnızca uluslararası prestij değil.

Karadeniz, Ankara açısından doğrudan milli güvenlik meselesi.

Deniz ticaretinden enerji hatlarına, tahıl sevkiyatından seyrüsefer güvenliğine kadar savaşın her yeni aşaması Türkiye'yi doğrudan etkiliyor.

Karadeniz'de yaşanacak yeni bir askeri tırmanmanın faturası yalnızca Rusya ve Ukrayna'ya çıkmayacak.

Enerji piyasalarından gıda fiyatlarına kadar geniş bir coğrafya bundan etkilenecek.

Dolayısıyla Ankara'nın ateşkesi savunması sadece diplomatik bir tercih değil; aynı zamanda stratejik bir zorunluluk.

Bir başka gerçek ise savaş sonrası döneme ilişkin.

Savaşlar yalnızca cephede bitmez.

Asıl büyük mücadele, şehirlerin yeniden ayağa kaldırıldığı gün başlar.

Ukrayna'nın yeniden inşası yüz milyarlarca dolarlık bir ekonomik süreci beraberinde getirecek.

Türk müteahhitlik sektörü, altyapı yatırımları ve sanayi iş birlikleri bu dönemin doğal aktörlerinden biri olmaya aday.

Türkiye ile Ukrayna arasındaki ticaretin savaş şartlarına rağmen büyümeye devam etmesi ve Serbest Ticaret Anlaşması'nın onaylanması da bunun işareti.

Ankara sadece barış masasını değil, savaş sonrası düzeni de şimdiden düşünmeye başlamış görünüyor.

Peki gerçekten yeni bir diplomatik süreç başlayabilir mi?

Bu sorunun kesin bir cevabı yok.

Çünkü Moskova da Kiev de toprak konusunda geri adım atmaya hazır görünmüyor.

Savaşın en zor kısmı da tam burada başlıyor.

Ancak diplomasinin başarısı, tarafların uzlaşmaya hazır olduğu günü beklemek değil; o gün geldiğinde masanın hazır olmasını sağlamaktır.

Türkiye tam da bunu yapmaya çalışıyor.

Hakan Fidan'ın, "Önümüzdeki günlerde güzel şeyler görebiliriz" sözleri doğal olarak beklentileri artırdı.

Bu ifadeyi tek başına bir barış müjdesi olarak okumak doğru olmaz.

Ancak Ankara'nın perde arkasında yeni diplomatik temaslar yürüttüğünü düşündürmesi bakımından önem taşıyor.

Bugün dünyanın ihtiyacı olan şey yeni cepheler değil, yeni müzakere masaları.

Eğer o masa yeniden kurulacaksa, bunun adreslerinden birinin yine İstanbul olması kimseyi şaşırtmamalı.

Çünkü savaşın dili silah olabilir.

Ama barışın dili hâlâ diplomasidir.

Ve Türkiye, o dili konuşabilen sayılı ülkelerden biri olmayı sürdürüyor.