Sınav Arası Çocukluk
Türkiye’de eğitim sistemi yıllardır konuşulur. Müfredatlar değişir, sınav isimleri değişir, okul tabelaları değişir ama memleketin orta halli insanının çocuğu için değişmeyen tek şey vardır: Bitmeyen yarış.
Bugün Türkiye’de çocuklar çocuk gibi yaşamıyor. Daha ilkokul çağında “proje ortaokulu” sınavlarına hazırlanıyorlar. Sekiz yaşındaki çocuk hafta sonu parkta top oynamıyor; deneme sınavına giriyor. Anne-baba “biz çekemedik, bari çocuk kurtarsın” diye servet harcıyor. Çünkü sistem ailelere şunu söylüyor: Eğer yarışa erken başlamazsanız kaybedersiniz.
Asıl trajedi ise, Daha ortaokula gelmeden çocukların omzuna kariyer yükü bindiriliyor.
Bir zamanlar lise sınavı vardı, şimdi ilkokulun da fiilen sınavı var. Çocukların hayatı kurs, etüt, özel ders, online soru çözümü arasında geçiyor. On yaşındaki çocuğun ağzından “netim düştü” cümlesini duyuyoruz. Bu, normal bir toplum görüntüsü değildir.
Ortaokul çağındaki çocukların hali de farklı değil. Türkiye’de liseler artık eğitim kurumu olmaktan çıktı; statü kapısına dönüştü. İnsanlar iyi eğitim veren lise aramıyor, “çocuğum kötü çevreye düşmesin” diye okul arıyor. Çünkü ailelerin devlete olan güveni zedelendiğinde eğitim sistemi bilgi üretmez; korku üretir.
Tam bu noktada özel okul furyası başlıyor.
Türkiye’de bugün birçok özel okulun yıllık ücretleri küçük bir otomobil fiyatına yaklaştı. Ama işin acı tarafı şu: O paranın karşılığında alınan şey çoğu zaman kaliteli eğitim değil. Steril koridorlar, klimalı sınıflar, İngilizce tabelalar, parlak broşürler…
Veliler aslında diploma satın almıyor, güvenlik hissi satın alıyor.
Çünkü bazı aileler devlet okulundan kaçıyor. Kalabalıktan kaçıyor. Disiplinsizlikten kaçıyor. Belirsizlikten kaçıyor. Yoksa herkes biliyor ki Türkiye’de birçok özel okulun akademik seviyesi iyi devlet liselerinin bile gerisinde.
Daha dramatik olanı ise öğretmen meselesi.
Bir ülkenin eğitim sistemini bina değil öğretmen ayakta tutar. Ama bugün özel okullarda çalışan binlerce öğretmen neredeyse asgari ücret düzeyinde maaşlarla çalışıyor. Üniversite mezunu, formasyon almış, yıllarını eğitime vermiş insanlar; AVM çalışanı maaşıyla hayat kurmaya çalışıyor.
Sonra da o öğretmenden idealizm bekleniyor.
Bir öğretmen geçim derdinden başını kaldıramıyorsa o sınıfta eğitim değil, sadece müfredat yetiştirme telaşı olur. Nitekim bugün birçok okulda yaşanan tam olarak bu. Öğretmen tükenmiş durumda, veli kaygılı, öğrenci baskı altında.
Ama en büyük yorgunluğu çocuklar taşıyor.
Türkiye’de eğitim artık bilgiyle değil stresle ölçülüyor. Çocuklar neye meraklı olduklarını keşfetmeden sınav maratonuna giriyor. Resim yapmayı seven çocuk matematik kampına gönderiliyor. Müzikle ilgilenen çocuk paragraf çözmeye zorlanıyor. Çünkü sistem insan yetiştirmiyor; sıralama üretiyor.
Belki de en acı soru şu: Bu kadar sınavın, bu kadar kursun, bu kadar özel okulun sonunda gerçekten mutlu, özgüvenli, düşünebilen bir nesil yetişiyor mu?
Yoksa biz çocuklarımızı daha iyi eğitmek yerine sadece daha uzun bir yarış pistine mi sürüklüyoruz?
Türkiye’nin eğitim meselesi artık sadece okul meselesi değildir. Bu, aynı zamanda sınıf meselesidir. Gelir meselesidir. Adalet meselesidir.
Çünkü parası olan çocuğuna alternatif yaratıyor. Olmayan ise kaderine razı olmaya zorlanıyor.