Yeni Mesele Irak
Irak, diğer bir çok Ceziret-ül Arap ülkesi gibi doğal sürecini tamamlayamayan ülkelerden biri. Suriye, halk devrimi ile daha işin çok başında olmasına rağmen bir doğal sürece girmiş oldu. Fakat Irak 2003 sonrasında hegomonyal güçlerin etkisinde, çekişmelerin ortasında kalan bir ülke. Her güç odağının menfaati doğrultusunda dayattığı yapılar ile “karmakarışık” bir hal almış durumda. Bu hal, devletler sosyolojisinde yakın bir gelecekte (hegemonyal güç dengelerinin bozulmasına bağlı olarak) kayda değer bir yıkım-yapım sürecine hamile olduğunun habercisidir.
Yakın gelecekte Türkiye’yi yakından ilgilendiren ve Türkiye’nin denklemin ortasında olacağına kanaatim olan bir olaylar silsilesi bizi bekliyor.
Bu kanaate beni sevk eden saik, bu karmaşanın iki başrol (İran ve ABD) oyuncusunun arasındaki çekişmedir.
Irak 9. Yüzyıldan beri Türklerin etkisi altındadır. Abbasiler döneminde Gulam teşkilatı ile Türk askerleri Bağdat’ta varlık göstermişlerdir. Büyük Selçuklu devleti döneminde Tuğrul Bey 1055 yılında Bağdat’a girer ve Abbasi halifesini koruması altına alır. Büyük Selçuklular’dan sonra Irak Selçukluları, İlanlılar, Zengiler vs. taa Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat’ı fethine (1534) kadar çeşitli Türk hanedanları tarafından yönetildi. Bu durum 1918 yılına kadar devam etti. Anlayacağınız Bağdat neredeyse tarihinin tamamını Türk hakimiyetinde geçirdi. 1918-1926 yılları arasında İngiliz mandası döneminde Irak coğrafyasının tüm kodları ile oynandı ve ortaya tam bir sorunlar yumağı olan bir Irak meydana getirildi.
1926-1932 Manda dönemi.. Bu dönemde Musul meselesi var ki evlere şenlik.. İngiltere’nin Türkiye üzerindeki ezici ve haysiyet kırıcı etkisinin ete kemiğe büründüğü bir meseledir, neyse… Kendinden menkul bir Haşimi krallığı (1932-1958) tam bir uluslararası tiyatrosudur ve Irak coğrafyasının bir bataklığa dönüşmesinin önemli bir dönemidir. Ve doğal olarak darbeler dönemi.. 1958’de General Abdülkerim Kasım Hür Subaylar hareketi ile darbe yaptı ve Cumhuriyet ilan edildi. Ütopik hamleler sonrasında bir başka asker Abdüsselam Arif tarafından 1968’de darbe ile indirilip radyoda yargılanıp kurşuna dizildi. Bu, Baas partisi denilen bir başka facianın Irak’a musallat olmasının tarihidir. Bataklık gitgide daha da derinleşiyor; Arap Milliyetçiliği ve sosyalizm.. gerçeklikten uzak hülyalar dünyasında süzülen ülke.. ve Saddam dönemi. Tikrit’li Saddam Hüseyin 1979’da Ahmed Hasan el-Bekir’in istifasıyla iktidarı ele geçirir ve Irak için bir başka ütopik dönem başlar; Emperyal dünyanın kayığında olduğunun bile farkında olmadan Irak’ı badiren badireye sürükler Saddam Hüseyin. Saddam, ABD saldırılarından sonra, Nasyonal Sosyalizm’den İslam’a hidayet tiyatrosu ve dar ağacında biten hazin ve romantik komedinin milyonlarca insanın hayatına mal olduğu bir fiyaskonun ismidir.
Her yeri berbat eden ABD emperyalizmi, Irak’ı da 2003-2026 döneminde şerrinden azat etmemiş, kimseyi şaşırtmamış Irak’ı cehenneme çevirmiştir. Deaş gibi bir belayı Irak’a musallat etmiş, meseleyi çıkılmaz kılmak adına İran canavarını da Irak coğrafyasına boca etmiştir. ABD, Yeşil bölgede Irak kaynaklarını sömürürken İran destekli silahlı gruplar kendilerine meşru zeminler bulmuş, bir başka muamma olan Kuzey Irak Kürt bölgesel yönetimi ve askeri kanadı olan Peşmergeler ile çok ordulu, çok yönetimli, anlam bütünlüğünden uzak ve sorun üretmekten başka hiçbir işe yaramayan merkezi yönetimi ile patlamaya hazır çok tesirli bir bomba olan bir Irak meydana getirmiştir.
Irak, ABD emperyalizmi ile boğuşurken kendini İran’ın yayılmacı politikasının köprüsü olarak görüverdi. ABD’in stratejik hatasının bir yan etkisi veya kasıtlı bir tahrip projesinin neticesi; mezhepsel taassup ile Irak, İran’ın hem pazarı hem savunma hattının ön kalesi hem de uluslararası yaptırımların kurtuluş kapısı oluverdi. İran, Irak’taki kendisine sempati duyan Şii gruplar vasıtası ile Irak’ı etki sahasına almış oldu, fakat bu etki hem bir kısım Şii gruplar hem Sünniler hem Gayrimüslimler hem de Türkmen ve Kürtler arasında büyük rahatsızlığa sebep olmakta.
Irak tarihi boyunca Şii nüfusun sayısal olarak üstünlüğe sahip olduğu bir ülkedir fakat bu üstünlük sadece adet çokluğunda kalmıştır. Siyasi, ticari, içtimai (sosyal) alanlarda sünni etki daha baskın olmuştur ve halen devam etmektedir. Bu tezata son yıllarda Kuzeydeki Kürt bölgesinin iki aşiretinin, hem uluslararası destekler hem de petrol gelirlerinin etkisi ile başka bir etkin grup eklenmiştir. Yani, mahalleler arası müsabakanın hazin seyir yeri.
IRAK ISINIYOR
Irak siyasi olarak ısınırken mevsimsel olarak da ısınmakta..Son yıllarda artan kuraklık, yaz süresi artışı, Dicle ve Fırat nehirlerinde su seviyesinin azalışı gibi mevsim meseleleri ile uğraşıyor. Sıcaklık ortalaması sürekli olarak artmakta. Özellikle Bağdat ve güney bölgelerde sıcaklık ortalaması 1 derecelere yaklaşan artışlar gözleniyor. Devlet otoritesinin bozulması ve devlet desteklerinin azalması ile halkın tarıma yönelmesini netice verdi; dünyanın en eski tahıl ambarı olarak bilinen Mezepotomya’da 2025’te tarihin rekoru kırıldı ve 6,3 Milyon ton tahıl üretildi. 1970’li yıllarda dünyanın en büyük Hurma imalatçısı iken yaşanan bunca badire ile gerileyen hurma üretiminde 2025’te 20 milyon ton üretime ulaşıldı (1975’te 33 milyon ton idi). Şimdi en büyük beklenti Türkiye ile ortaklaşa yapılan Kalkınma Yolu projesi ile tarım alanında kendine yeten ve sonrasında ihracatçı ülke olma durumudur. Ülkede son yıllarda artan kum fırtınalarından tarım alanları fena halde etkilenmiş ve 4 milyon hektar tarım alanı kullanılamaz hale gelmiştir.
Irak, yakın-orta vadede oldukça sancılı bir süreci yaşayacağı tahmin edilen bir bölge; Devlet vasfında ciddi problemler barındıran, etnik ve mezhepsel stresin oldukça yüksek olduğu, idari istikrar pamuk ipliğine bağlamış ve ekonomisi ise petrol hammaddesinin ihracına rehin edilmiş karmaşalar yumağı. Tüm bu portrede Türkiye, doğal etkilenen ve etkileyen bir role sahip olacak gibi görünüyor. Kaderin takdirini yaşayıp göreceğiz.