ABD-İsrail'in planı nedir?
Sorunun cevabı birkaç parametreden oluşuyor. Net olarak bir cümle ile açıklanması zor. Öncelikle, İran'ın hedef alınması, İran'ın, uranyum zenginleştirme programı veya nükleer başlıklı füze üretimiyle ilgili değil ve hiç olmadı!
İran'la ilgili, 12 gün savaşı diye adlandırılan, İran-İsrail savaşında kaleme aldığım makalede; "İran'ın, İsrail karşıtı radikal söylemleri siyonist yahudi terör örgütü İsrail'in ve ipini elinde tuttuğu ABD müesses nizamının en çok kullandığı aparattır" demiştim.
Zira; Fiili icraata dökülmeyen sözler, İsrail'in Filistin topraklarında yaptığı katliamları perdeleyerek dünya kamuoyu önünde meşrulaştırılmak için kullanılıyordu. Bir başka deyişle, İran, bilerek ya da bilmeyerek "tahteravalli" görevi görüyordu.
Dünya "Cambaza bak" tiyatrosuyla sözde İran tehdidiyle meşgul edilirken, İsrail Terör Örgütü, işgal ettiği Filistin topraklarında ve bölgenin farklı yerlerinde yeni alanlar oluşturmakta ve işgal alanını genişleterek katliamlarına devam etmekteydi.
Bugüne dönelim; ABD-İsrail terör örgütleri, haftalardır İran'ı tehdit ederek savaşın kapısını aralamışlardı.
Diplomasiye sözde şans tanımak adına İran'lı yetkililerle toplantılar yapıldı. ABD Başkanı Trump, görüşmelerden umutlu olduğunu ve İran'ın anlaşmak istediğini defalarca beyan etti.
En son görüşmeye birkaç gün kala gece yarısı saat 02.45 sularında saldırı başlatıldı. Müzakere devam ederken veya devam etmesi beklenirken İran'a yapılan saldırı aslında sürpriz olmadı.
Zira, Venezuela'da da bir benzeri Maduro'ya yapılmıştı.
Herkes anlaşma beklerken alçakça bir operasyonla evinden zorla kaçırılan Maduro, halen ABD'nin elinde savaş esiri olarak tutuluyor.
Meğer, operasyon aylar öncesinden planlanmış, gerekli istihbarat toplanmış ve içerdeki hainlerle işbirliği içerisinde Maduro çoktan satılmıştı.
Bugün İran'ın başına gelen de neredeyse aynı gibi görünüyor.
Zaten konuya ilişkin açıklama yapan ABD yetkilileri, İran'a saldırı kararının aralık ayında teröristbaşı katil Netanyahu'nun ABD ziyareti sırasında alındığını hatta gününün bile planlandığını açıkladı.
Bu şu anlama geliyor; Müzakereler tamamen göz boyamaydı. iran ne söylerse söylesin bu saldırı yapılacaktı.
ABD, bu saldırıyla dünyanın en güvenilmez ülkesi olduğunu ortaya koydu.
An itibarıyla ABD'nin verdiği hiçbir sözün kıymeti harbiyesi kalmamıştır.
Öte yandan, Trump'ın, İran'a yapılacak saldırıya ilişkin nasıl ikna edildiği de farklı iddialarla gündeme geliyor.
ABD'de yaklaşan ara seçimlerde oy oranı önemli ölçüde düşen Trump, İran'dan çıkacak bir zaferle kendi kamuoyunu yeniden konsolide edebilmek için risk aldığı şeklinde yorumlanıyor.
Bu bir etkendir doğru ancak Trump'ın İran'a saldırısını sadece bununla izah etmek elbette yeterli olmayacaktır.
Son aylarda ortaya, saçılan "Epstein" belgelerinde adı sıklıkla geçen Trump, İsrail Mossad'ı tarafından köşeye sıkıştırılmış olabilir ve büyük ihtimalle öyledir.
Sapık çocuk tecavüzcüsü Epstein ile yakın arkadaş olan ve ismi birçok çocuğa tecavüzle anılan sapık Trump, Mossad'ın elindeki henüz açıklanmayan belge ve görüntülerle ikna edilmiştir diye düşünüyorum.
Saldırıdan birkaç gün önce ABD'ye giderek Trump'la görüşen katil Netanyahu, elinde dosyalarla gelmiş ve Trump'ın önüne bu dosyaları koymuştur.
Trump, bu yolla ikna edilmiştir diye düşünen sadece ben değilim ki, bu zaten dünya kamuoyunda ve hatta ABD kongresinde bile Cumhuriyetçiler tarafından dile getirilen bir iddia.
İran'a gelince; ABD ve İsrail'in aylardır saldıracağını söylemesine rağmen hiçbir savunma tedbiri almaması garip bir durum.
İran'ın teknolojik silahları ve savunma sistemleri yok denecek kadar az, bunu herkes biliyor. Bu konu da İran'ı suçlamak doğru olmayabilir.
Ancak; daha savaşın başladığı saatlerde en önemli komutanlarını, bakanlarını ve en önemlisi Dini liderini koruyamaması ciddi bir güvenlik zaafiyeti değilde nedir!
İçerde bol miktarda Mossad ajanının olması bile bu zaafiyeti açıklamaya yetmez.
Savaş başladığı an yönetim kadrosunu yer altında en korunaklı mekanlara taşıyabilirlerdi.
Bunu yapmadılar belki de yapamadılar.
Efsane olarak bahsedilen Devrim Muhafızları hiçbir mukavemet gösteremedi. Direk bağlı oldukları dini liderlerini dahi koruyamadı.
İran'da ciddi bir askeri zaafiyet olduğu açık. Son zamanlarda iddia edildiği gibi, devrim muhafızlarının nüfuzlarını şahsi menfaatleri doğrultusunda ticari işlere kullandığı ve askeri çalışmadan çok ticaretle iştigal ettikleri sanırım doğru çıktı.
İran, elinde bulundurduğu füzelerle dünyanın en büyük askeri gücünü elinde bulunduran ABD'ye karşı kullanarak karşılık vermeye çalışsa da, savaşın sonucu en başından belli oldu gibi görünüyor.
Ancak İran elinde daha önce hiç kullanılmayan silahlarla karşılık vereceğiz dedi ve yazıyı kaleme aldığım dakikalarda bu silahlarla İsrail'e yoğun bir saldırı başlattı.
An itibarıyla Tel Aviv ve Hayfa yoğun füze atışına tabi tutuldu. İsrail'in demir kubbesi saldırıyı önleyemiyor ve birçok füze şehir merkezlerine düşüyor.
İran direniyor ve elinde ki son mermisine kadar savaşacak gibi görünüyor.
Peki bundan sonra ne olacak?
Bununla ilgili yorumlar gayet çok. En yakın seçenek, ABD'nin, "Ben alacağımı aldım. Hamaneyi ve üst düzey yöneticilerini öldürdüm. Nükleer tesislerini yok ettim, artık bana müsaade" deyip çekilmesi gibi görünse de, İsrail Terör Örgütü elebaşı Netanyahu, bu fikre sıcak bakmayıp ABD'yi bölge de tutmak isteyecektir.
İran'ın, mezhepsel hinterlandınıda hesaba katmak gerekecektir.
Her ne kadar işgal güçleri tarafından önemli kayıplar verdirilen İran'ın, Şia nüfusu tüm bölgeye yayılmıştır.
Irak, BAE, Umman, Lübnan, Yemen ve diğer körfez ülkelerinde bulunan Şia nüfusu vasıtasıyla hatta Avrupa içlerinde ki Şia varlığıyla ABD üsleri başta olmak üzere, dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan yahudilere karşı kayıplar verdirebilecek kapasitesi vardır İran'ın.
Savaş burada bitmeyecektir. Zira İran'ın uğradığı kayıp bu sefer çok ağır oldu.
İran tarihinde ilk defa bir dini lider düşman silahlarıyla öldürüldü. İran'ın vekalet güçleri ve bölge ülkeleri arasındaki itibarı fena halde zedelendi.
İran'da rejim değişikliği şimdilik zor görünüyor ancak ekonomik olarak yıllardan bu yana ambargolar altında ezilen İran halkı, savaşın getirdiği kayıplarla beraber daha da dibi görecektir.
Halkın buna tahammülü ne kadar katlanır bilemeyiz.
Bir yerde "artık yeter" diyerek rejime isyan ederler mi bilinmez ki; zaten ABD ve İsrail'in planı bu yönde.
İran'a kara gücü gönderemeyecekler. Gönderseler de kaybedeceklerini biliyorlar. Hal böyle olunca İran'ı havadan bombalayarak halkın isyan etmesini sağlamaya çalışıyorlar.
İran halkı şu an herhangi birşey yapacak durumda değil çünkü şu anda korku ve panik hakim. Fakat önümüzdeki günlerde savaşın seyrinin ne olacağını görmek lazım.
Savaşın çok uzayacağını sanmıyorum. Öyle aylar sürecek bir savaş olmayacak. Birkaç hafta içinde İran, ABD ile müzakere masasına oturabilir.
Zira, ABD üsleri dolayısıyla saldırıya uğrayan Katar, BAE, Kuveyt, Suudi Arabistan, ABD'ye savaşı bitirmesi için baskı yapmaya başladı bile.
Öte yandan Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı, İran'ın elinde ki önemli kozları durumunda. Zira, bunları kapatması durumunda dünya enerji jeopolitiği ve ekonomisi ciddi zarar, görecektir.
Özetlersek: Bu savaş en çok bizim bölgemize zarar verecektir ve bir an önce son bulması tüm dünyanın menfaatine olacaktır.
Son olarak; İran'ın, Suriye'de yaptıklarını unumasakta, gün bu hesaplarla uğraşma günü değildir.
Emperyalist ABD ve siyonist yahudi teröristlere karşı İran'ın yanında olmak doğru tercih olacaktır.
"İran'ı sevmeyebilirsiniz ama ABD ve İsrail'den nefret etmek zorundasınız!"
Kahrolsun ABD!
Kahrolsun İsrail!