Ramazan ikliminden rahatsız olanlar kimler?
Misyonu paylaşmak ve başkasını hissetmek, çağdaş terimle "Empati" Olan bir ayın İslam dini literatüründe tanımlanan ismi "Ramazan'dır"
Ünlü düşünür ve yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy
"Acı duyabiliyorsan canlısın, başkalarının acısını duyuyorsan insansın." Der.
Ramazan ayının misyonu ve verdiği mesaj aynı zamanda "İnsani" Bir evrenselliği ihtiva eder.
Dini, dili, ırkı, nesebi, mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun, insan türünün fıtratına yüklenen duyu ve duygular aynı çıradan beslenen ateş gibidir.
Sevgi-Nefret, kin-Merhamet, adalet-Zulüm gibi birbirinin zıddı olan duygularla bezenmiş insan, programında yüklü olan bu duygularla yaşamını şekillendirir, dizayn eder. Yaradılışında var olan kötülüğün zıddı olan iyiliği besleyip büyüttükçe manevi doygunluğa ve gönül zenginliğine erişen insan, ruhani bir huzura kavuşarak "İdeal insan" Prototipini oluşturur.
Sade bir dille söylersek, yeryüzünde iki tip insan figürü mevcuttur; İyi insan-Kötü insan!
Bu cihetten bakıldığında, ramazan ayının en bariz özelliği: İyi insan olabilmeyi öğütleyen, iyi insan yetiştirmeyi murad eden mesajlar manzumesidir.
Ramazan, sadece dini bir ibadet ritüeli değil, bizatihi sosyal bir insanlık projesinin bir aylık uygulamalı ders programıdır.
Mesaj sadece müslümanlara değil bütün insanlığa verilir ve iyi insan olmanın yolları uygulamalı olarak pratize edilir.
Günümüz dünyasının en büyük problemlerinden birisi empati yoksunluğudur.
İnsanların birbirini anlamaması ve hissetmemesi!
"Ötekileştirme, ayrıştırma ve yok saymak"
Sapkın fikriyatların kol gezdiği, masum çocukların bile şehevi malzeme olarak kullanıldığı, savaşlarda en kolay hedef haline getirildiği bir dünyada vicdan, merhamet ve adaletten söz etmek mümkün müdür?
Sapkın elitlerin şeytani ayinlerinde çocukları kurban ederek kanlarıyla beslendiği bir dünya da hangi masumiyetten söz edilebilir!
Kocaman şehirlerin kuytu köşelerinde, karanlık dehlizlerinde boğulan insanlık, bir mum ışığına muhtaç iken, bunalan ruhlara ilahi bir mesaj getiren Ramazan ayı, insanlığın üzerine güneş gibi doğmaktadır.
Aydınlıkta yaşayamayan yarasa gibi, üzerine doğan güneşte var olamayan ruhlarda var maalesef!
Bu güruh kendileri karanlığa bağımlı olduğu gibi, kimsenin aydınlığa çıkmasını istemez.
Kalbi kararmış, ruhu karanlıklara gömülmüş birisi aydınlığı fehmedemez, algılayamaz. Ona göre aydınlık, içine gömüldüğü karanlıktır.
Zira; Gözü, gönlü ve ruhu aydınlığa kapanmıştır.
Yüce Allah'ın, Kur'an'ı Kerim'inde buyurduğu gibi: "Gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar" Hakikate kapalıdırlar.
Şeytanlaşmış ruhlar, yeryüzünü ifsat etmek için her türlü kötülüğün hamisi olurlar.
Yazının başlığındaki sualin cevabı tam da bu güruhtur!
Ramazan ayının getirdiği ilahi mesajdan, yani paylaşmaktan ve insan ırkının birbirinin yarasına merhem olmasından rahatsız olanlar şeytan ve şeytanlaşmış insan müsveddeleridir!
Belki de son on yılların en güzel ramazanlarından birisidir içinde yaşadığımız ramazan ayı.
Devlet ve milletin bütünleştiği, manevi değerlerin bizzat devletin hamiliğinde layık olduğu veçhile korunup kollandığı bir zamanı yaşıyoruz.
Yakın geçmişimizde; Laikliğin sadece İslam dini karşıtlığı olarak uygulandığı totaliter laiklik anlayışından, "Devletin dine ve dindarların inançlarına (Tüm semavi dinler) müdahale etmediği bilâkis, kolaylaştırıcı ve tamamlayıcı olduğu bir evreye geçtiğini müşahade ediyoruz"
İşte bu geçiş şeytan ve taifesinde büyük bir panik ve korkuya sebep olmalı ki, Mili Eğitim Bakanlığının, ramazan ayı çerçevesinde okullarla ilgili yayınladığı genelgeye hep bir ağızdan çemkiriyorlar: "Laiklik elden gidiyor, cumhuriyet yıkılıyor! "
Oysa Bakanlığın yayınladığı genelge tamamen insani öğeler içeren ve hiçbir zorlayıcı emrivaki barındırmayan etkinlikler manzumesidir.
İl ve ilçelerin, köy ve mahallelerin milli ve yerel kültürü, sosyolojisi dahilinde insiyatifin tamamen okul yönetimlerine bırakıldığı bir etkinlik takvimi ve tavsiyesidir.
Nüfusunun yüzde 99'u müslüman olan bir ülke de İslam dininin mukaddes saydığı ramazan ayında okullarda etkinlikler, şenlikler yapılmasının kime, nasıl bir zararı olabilirki?
Aslında meselenin laiklik falan olmadığını gayet iyi biliyoruz.
İslam söz konusu olduğunda dübürüne neft yağı değmiş eşek misali kaçan bu güruhun asıl derdi İslam ve Müslümanlarla ilgilidir.
Hatta bir adım öteye gideyim: Bunların asıl derdi Allah iledir!
İçlerinde büyüttükleri şeytanın sözcülüğünü yapan taifenin asıl düşmanlığı Allah'adır cc...
Bu sebepten bildiri üstüne bildiri yayınlıyorlar.
Bu güruhu gözümüzde çok büyütmeye gerek yok.
Çok küçük bir azınlığı temsil ediyor bunlar.
Ülke nüfusuna vurduğunuzda yüzde 1'e bile tekabül etmeyen bu zihniyet, her devir ve koşulda, müslüman karşıtı her fikir ve oluşumun yanında olmuş ve destek vermiştir ve vermeye devam edecekler.
Zira içlerindeki Allah düşmanlığı onları asla rahat bırakmaz.
Batı medeniyeti ve demokrasiye öykünürler ama despotturlar! Tıpkı "Milli şef" Döneminde olduğu gibi totaliter ve jakoben bir yönetim arzu ederler.
Elit ve seçkin olduklarını düşünürler. Kendilerinden başka herkes kendilerine hizmet etmek için vardır. Tıpkı siyonistlerin düşündüğü gibi!
Tıpkı Yahudilerin düşündüğü gibi düşünürler.
Ancak bu tren çoktan kaçtı!
Treni kaçırdılar!
Geçmişte olduğu gibi hükümet değiştirecek vesayet odaklarına sahip değiller artık.
Darbe yaptırabilecek güçleri yok.
Çünkü artık Türkiye'de gerçek bir demokrasi anlayışı hakim.
Devletin tüm erkleri, milletin manevi değerleriyle barışık artık.
Zaten korkularının altında yatan kabuslarıda budur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti bugün emin ellerde, büyüyerek, güçlenerek yoluna devam ediyor.
Hiç kimseyi ötekileştirmeden, safları sıklaştırarak ve "Hep birlikte Türkiye olalım" Sloganı çerçevesinde "Kardeşlik projesi" Eşliğinde yoluna devam ediyor Türkiye!
Karanlık odakların, şeytani yapıların tüm engellemelerine rağmen ma'kus talihini değiştirmek için mücadele eden ve bunu başaran yeni Türkiye, sadece Türk milletinin değil, tüm İslam coğrafyasının hatta bütün dünyanın mazlum milletlerininde ma'kus talihini değiştirecek büyük işler yapıyor.
Ramazan ikliminden rahatsız olan yarasalar şunu iyi bellemelidir: "Köpekler istiyor diye atlar ölmez!.."
Milli Eğitim Bakanlığının okullar için yayınladığı genelge ve etkinlik projelerini yürekten destekliyor, özümüze dönüşü tetikleyen, evlatlarımızı kökleriyle buluşturmayı amaçlayan muadili etkinliklerin sadece ramazan ayı ile sınırlı kalmamasını ve artarak devamını diliyorum. Milli Eğitim Bakanı sayın Yusuf Tekin'e teşekkür ediyorum.