YAMYAM BATI’NIN İZ DÜŞÜMÜ: EPSTEİN DEHŞETİ
Deprem öncesi görev yaptığım kolejde anaokulu öğretmenleri günlerce hatta haftalarca Fransa’nın, İtalya’nın, İngiltere’nin olduğu ülke tanıtımlarına hazırlandılar. Ortada ziyadesiyle bir emek vardı; lakin dikkatimi çeken, muhafazakâr bir okulda çocuklar rengarenk modern(!) kıyafetler, müzikler, fötr şapkalar, makarnalar, pastalar ve çikolatalarla bezeli bir pembe rüyaya çekiliyorlardı. Öğretmen grubunda da yaptıkları etkinlikleri iftiharla sununca dayanamadım, “Hocalarım,” dedim; “gayretiniz takdire şayan; fakat bu çocuklar 5 yaşından itibaren sunduğunuz masallarla ister istemez Batı hayranı olarak büyüyüp lise çağında bize geldiklerinde onların vahşi yüzünü görünce nasıl bir travma yaşayacaklar; hiç düşündünüz mü?”
Bu tepkimi anlamlandıramadı bazı hocalar; kendilerini savunan tuhaf açıklamalarda bulundular. Bazıları ise gruba yazmaya cesaret edemeyip onların da içini sızlatan hislerine tercüman olduğum ve hassasiyetim için özelden tebrik ettiler.
Şimdilerde ise hepimizin içini bir ümit kapladı değil mi? Demokrat Parti döneminin başarılı Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’yi anımsatan bir bakan geldi Milli Eğitim’in başına; yeniden biz olmaya götüren, kimliğimize tutunmaya davet eden bir bakan. Ne dersiniz onlar tarafından yazılmışçasına Batı’yı övüp kendi ecdadını kötüleyen tarih kitaplarımıza ve artık küflenmeye yüz tutmuş taklitçi müfredatımıza da el atar mı? Bu, zehirli kökleriyle topraklarımıza kök salmaya çalışan eğri çubuğu söküp atar mı?
“İnşaallah” deyip esas mevzumuza gelelim.
2026 başında ABD Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı 3 milyon sayfalık belgeler, milyarder finans yöneticisi Epstein’ın 20 yıl boyunca sürdürdüğü çocuk istismarı ağını ve ilişkilerini ortaya koydu. Belgeler Epstein’ın özel adası ve malikânelerinde, kız çocuklarının sistematik olarak istismara uğradığını kanıtlıyor. Yalnız istismar yok bu ancak yarısı açılan belgelerde yamyamlığı yansıtan kan dondurucu ifşalar da var.
Epstein’in suç örgütü kurduğunu ortaya çıkaran belgelerde en çok dikkat çeken şey “üstün ırk projesi” oldu. Epstein, New Mexico’da yer alan Zorro Çiftliği’nde kendi genetiğni kullanarak süper bir insan ırkı geliştirmeyi umuyordu. 8 bin dönümlük bu arazide diğer dikkat çeken şey robot sivrisinek casus teknolojisi. Bu ürün kamera ve mikrofon taşıyabilen, DNA örnekleri toplayabilen ve takip cihazı yerleştirilebilen minyatür bir drone. Amacı insanların DNA’larını toplayarak projelerde kullanmak.
Şaşırdık mı? Elbette. Lakin şaşkınlığımız öğrendiklerimiz değildi; biz onların asırlar atlayan yüzünü, o modern maskelerin altında ne canavarlar saklı olduğunu zaten biliyorduk. Fakat esas bizi şaşırtan içimizdeki suskunlar; hani şu kediye, köpeğe, ağaca karşı güya hassas tabiatlarıyla yaygara çıkarıp 2 yılı aşkın süredir devam eden soykırıma tek laf etmeyen Batı hayranı gürûh, hipnoz edilmiş daha doğrusu bir kara büyüye düçâr olmuş gibi bunca çirkinliğe karşı kulaklarını tıkayıp, o çocukluklarından beri gördükleri Avrupa rüyasından uyanmamak için gözlerini de sıkıca kapadı, dilleri de adeti bozmayıp lâl oldu yine. Bu defa hakikaten “pes” demeyen kaldı mı?
Yamyamlık Batı’nın vazgeçilmez kültürü ve geleneği. Avrupa güneş batmayan ülkelerde sömürge imparatorluklarını insan kanı içerek kurdu. Bu sadece mecazi anlamda değil; gerçek manada da böyledir. Kanlarını, canlarını, kültürlerini, topraklarını, değerli maden yataklarını içtiler ve 17. yy’da Hollandalılar kendi başbakanları Johan de Wiit’i idam ettikten sonra etini parçalayıp yemekten geri durmadılar.
Ortaçağ’da da erken modern Avrupa’da da hatta 19. yy’la kadar Avrupa Saraylarında halk arasında yamyamlık bir gelenek olarak devam etmiştir.
1649’da Kral 1.Charles Londra'da "Whitehall Sarayı" önünde başı kesilerek idam edilir. Ve infazı seyreden halk cenazenin başına koşarak etini yer, kanını içer. Şifa için de bunu yapanlar vardır; intikam almak niyetiyle de.
Yemeklerine bulyon koyar gibi mumya katan insanlar vardır. Meraklısına Richard Sugg’ın “Mumyalar, Yamyamlar ve Vampirler” adlı kitabını tavsiye edip Epstein olayını ve Batı’nın kirli geçmişinin izdüşümünü günümüz şahitlerinden dinleyelim;
Amerikalı oyuncu Roseanne Barr anlatıyor:
“Bebekleri yediklerini biliyorsunuz. Bu bir uydurma değil. Bu gerçek. Yani sadece köpekler ve kediler, evcil hayvanlar değil. Onlar tam anlamıyla vampir. Herkes deli olduğumu sanıyor; ama ben deli değilim. Onlar tam anlamıyla vampir. İnsan eti tadını seviyorlar ve insan kanı içiyorlar. Yıllarca akıl hastanelerinde birlikte kaldığım o kadar çok çocuk vardı ki hepsi o (sapık) tarikatlardan kurtulmuştu. Ve hepsinin üzerini örttüler hepsini gizlediler… Sadece Tanrı’ya dua ediyorum: “Biz Trump’a oy vermeye gidene kadar bu ülkedeki herkesin gözlerini açsın.” Uyuyor takliti yapmayı bıraksınlar. Amerika’daki salgın çocuk cinsel istismarıdır. Ben sadece insanların bunu görmesini istiyorum. İnsanların gözlerini açmasını ve bunun ne kadar yaygın ve korkunç olduğunu görmelerini istiyorum. Bugün bu ülkede üç kızdan biri, dört erkekten biri istismara uğruyor. Bu sadece korkunç ve “la la la” diyerek geçiştiremezsiniz. Giderek daha ve daha belirgin hale gelecek ve seçiminizi yapmanız gerekecek.”
İspanyol AP Milletvekili Irene Montero, Avrupa Parlamentosu’nda:
“Tehlike, derme çatma teknelerde seyahat etmiyor. Takım elbise giyip kravat takıyor ve özel jetiyle Epstein adasına gidiyor. Eğer Trump ve Elon Mask ile birlikte davet edilseydiniz kaçınız o Epstein adasındaki partilere giderdi? Gerçek şu ki giderdiniz ve susardınız. Çünkü sizin sessizliğiniz, bu parlementonun sessizliği onlarca dokunulmazlık sağlıyor. O suçlulara saygın insanlar gibi davranan sizler onların suçlarını kabul edilebilir hale getiriyor. Öfkeniz nerede? Hukuk devleti nerede? O suçlular için hapis talepleri nerede?
Güçlülerin pedofili veya tecavüzcü olması sistemin bir hatası değil; sistemin ta kendisidir. Ve süper zenginler her şeyin kendilerine ait olduğuna inanıyorlar. Bu yüzden dünyaya hükmetmek işin şiddeti kullanıyorlar. Finans dünyası, kaçırılıp sınır dışı edilen insanlar, petrol, Filistinliler veya tecavüz edilen kız çocukları olması umurlarında değil. Onların partisi deva etsin diye dünyanın yanması gerekiyor.”
2024’ün Temmuz’unda Netanyahu ABD Kongresi’ne hitap etmiş ve hepimizi şaşkına çevirerek onca soykırımına karşı ayakta dakikalarca alkışlanmıştı. Şimdi taşlar yerine oturuyor değil mi? Tabii o alkış sırasında bir cesur yürek kadın ABD Kongresi'nin Filistin kökenli tek üyesi Rashida Tlaib’in o tarih kameralarının ebediyen kaydettiği duruşunu da unutmayalım; Netanyahu'nun konuşması boyunca elinde "Savaş suçlusu" yazan bir pankartla ayağa kalkıyor ve korkusuzca hakkı haykırıyordu!
Şimdi gelin bize her daim “Asil” olarak tanıtılan Kraliyet ailesine de bir göz atalım. Bakalım nelerle karşılaşacağız bu küçük pencereden bakınca.
Malik Bade’in Bloodlines of the Beast (Canavarın Soyları) adlı kitabından iktibaslar yapan ve 2021’de ölen CIA eski ajanı Robert David Steele, son noktayı koyuyor;
“Birleşik Krallık şeytani pedofilinin merkezidir. Britanya Kraliyet ailesi ile bağlantılı bazı sandallar;
Ünlü İngiliz medya figürü Jimmy Savile, ölümünden sonra seri cinsel istismarcı olarak ifşa edildi. Kraliçe II. Elizabeth tarafından şövalyelik ünvanı, Vatikan’dan da onur nişanları aldı.
Kanada, İngiliz Kraliyeti’ne anayasal olarak bağlı bir Commonwelth ülkesi. Tarihi kayıtlara göre, yerli çocuklar ailelerinden zorla alındı ve devlet ile kilise tarafından yönetilen yatılı okullara yerleştirildi.
Kanada Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu, binlerce yerli çocuğun kaybolduğunu ve bu sürecin büyük bir travma ve insanlık suçu olduğunu resmen kabul etti. Bu, Kanada’nın sömürge geçmişiyle yüzleşmesinin önemli bir parçası olarak kayıtlara geçti.
Kraliçe’nin ikinci oğu Prens Andrew, Jeffrey Epstein’in insan kaçakçılığı ve cinsel istismar ağıyla bağlantılı davada suçlandı.”
Asalet göz kamaştırıyor değil mi?
Tarih boyu dünyanın kanını emen vampir Avrupa’nın gerçek yüzünü bir kez daha gözler önüne seren Epstein vakası iki dünya arasındaki farkı iyice belirginleştirdi.
İslam Medeniyetlerinde bu yaşananlardan bir tanesinin izine rastlamak imkansızdır.
Haç ve Hilal’in farkı işte burada!
Hangisini tercih edersin ey dünya?
13 Şubat 2026 / Bursa