Dünyanın İklim Masası Türkiye’de Kuruluyor
Türkiye’nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin en üst karar organı olan Taraflar Konferansı’na (COP) ev sahipliği yapacak olması, yalnızca bir organizasyon başarısı değil; aynı zamanda ülkenin çevre politikaları, iklim diplomasisi ve sürdürülebilirlik vizyonu açısından tarihi bir dönüm noktasıdır.
COP, 197 ülkenin temsil edildiği, sera gazı azaltımı, iklim uyum politikaları, iklim finansmanı, kayıp ve zarar mekanizmaları ile karbon piyasalarına dair küresel kararların alındığı en önemli platformdur. Paris Anlaşması’nın uygulanmasına ilişkin yol haritası da bu toplantılarda şekillenmektedir. Dolayısıyla COP’a ev sahipliği yapmak, küresel iklim gündeminin tam merkezinde yer almak anlamına gelir.
Türkiye, İklim Diplomasisinin Merkez Üssü Oluyor
Türkiye’nin 2026 yılında COP31’e ev sahipliği yapacak olması, bu anlamda ülkenin artan uluslararası görünürlüğünün ve iklim diplomasisinde ulaştığı olgunluğun güçlü bir göstergesidir. COP31 Liderler Zirvesi’nin İstanbul’da, genel programın ise 9–20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilmesiyle Türkiye, iki hafta boyunca dünyanın iklim başkenti haline gelecektir. Bu süreç; yalnızca diplomatik prestij kazandırmakla kalmayacak, aynı zamanda turizmden ulaşıma, hizmet sektöründen yeşil yatırımlara kadar pek çok alanda ciddi bir ekonomik ve yapısal ivme yaratacaktır.
COP’a ev sahipliği yapmak aynı zamanda önemli sorumlulukları da beraberinde getirir. Yüz bini aşkın katılımcıyı ağırlayacak altyapı, Birleşmiş Milletler standartlarında güvenlik protokolleri, karbon nötr ve sıfır atık prensipleriyle yürütülen bir organizasyon anlayışı bu sürecin temel gereklilikleridir. Türkiye, bugüne kadar gerçekleştirdiği büyük ölçekli uluslararası organizasyonlarla bu kapasiteye sahip olduğunu defalarca ortaya koymuştur. COP31 sürecinde de bu birikim, güçlü bir koordinasyon ve sürdürülebilirlik yaklaşımıyla taçlanacaktır.
Sıfır Atık Vizyonu, COP31 ile Küresel Sahneye Taşınıyor
Türkiye’nin çevre ve iklim politikalarının temel taşlarından biri olan Sıfır Atık Hareketi, COP31 sürecinin de ana söylemlerinden biri olmaya adaydır. Sıfır Atık, yalnızca bir atık yönetim sistemi değil; üretimden tüketime uzanan tüm süreçleri kapsayan bütüncül bir dönüşüm modelidir. İsrafı önlemeyi, kaynakları verimli kullanmayı ve atıkları ekonomik döngüye yeniden kazandırmayı hedefleyen bu yaklaşım, aynı zamanda bir yaşam kültürü sunmaktadır.
Tüketim alışkanlıklarımızı sorgulayan, bireysel ve kurumsal davranış değişimini teşvik eden sıfır atık anlayışı, günümüz çevresel krizlerine karşı en güçlü çözümlerden biridir.
Bu vizyonun mimarı olan Sayın Emine Erdoğan, çevre politikalarının toplumsal karşılık bulmasında ve küresel ölçekte yankı uyandırmasında son derece kritik bir rol üstlenmiştir. 27 Eylül 2017’de başlatılan Sıfır Atık Hareketi, kısa sürede Türkiye sınırlarını aşarak uluslararası bir referans noktası haline gelmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 14 Aralık 2022’de kabul edilen ve 30 Mart’ın “Uluslararası Sıfır Atık Günü” ilan edilmesini sağlayan karar, bu liderliğin küresel düzeyde tescilidir. Sayın Emine Erdoğan’ın BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanlığı’nı üstlenmesi ise Türkiye’nin bu alandaki öncülüğünü daha da pekiştirmiştir.
Atıksız Bir Gelecek İçin Küresel Buluşma Türkiye’de
2023 yılında kurulan Sıfır Atık Vakfı, bu hareketin kurumsal sürdürülebilirliğini sağlayan önemli bir yapı olarak öne çıkmaktadır. Eğitimden akademik çalışmalara, kamu-özel sektör iş birliklerinden uluslararası projelere kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteren vakıf, sıfır atık anlayışının toplumun tüm kesimlerine yayılmasını hedeflemektedir. Türkiye’nin bu alandaki deneyimini dünyayla paylaşma iradesi, COP31 sürecinde de güçlü bir anlatı oluşturacaktır.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un COP31 Başkanı olarak görevlendirilmesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü siyasi iradesiyle sürecin sahiplenilmesi, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi’ne kararlılıkla ilerlediğini göstermektedir. İklim Kanunu, yenilenebilir enerji yatırımları, döngüsel ekonomi modelleri ve sıfır atık yaklaşımıyla Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede sorumluluk alan ve çözüm üreten bir küresel aktör konumundadır.
COP31, Türkiye için yalnızca bir zirve değil; çevre politikalarının, diplomatik gücünün ve sürdürülebilir gelecek vizyonunun dünyaya güçlü bir şekilde anlatılacağı tarihi bir fırsattır. Bu süreçte sıfır atık söyleminin merkezde yer alması ve Sayın Emine Erdoğan’ın vizyoner liderliği, Türkiye’nin iklim mücadelesindeki özgün ve ilham verici duruşunu küresel ölçekte daha da görünür kılacaktır.