KULLUKTAN ŞAHSİYETE

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Dünya hayatının gerçek sahibi Allah’tır...

İnsanoğlu ise bu dünyaya sahip olmaya değil, Allaha kulluk etmek için gönderilmiştir…

Zâriyât Suresi’nin 56. ayetinde Rabbimiz, “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” buyurarak hayatın temel amacını açıkça ortaya koyar…

Nahl Suresi’nin 36. ayeti ise bu kulluğun yalnız Allah’a yönelmesi gerektiğini bildirir: İnsanlar kula kulluktan kurtulsun, Allah’a kul olsun diye peygamberler gönderilmiştir…

Bu ayetler ışığında baktığımızda şunu net biçimde görürüz: Bu can bize ait değildir; emanettir…

Bu beden, bu akıl, bu kalp, bu mal, bu mülk, bu evler, bu makamlar…

Hepsi emanettir…

Dünya bir imtihan sahnesidir…

İnsan bunu idrak ettiği anda, sonsuz hayat için hazırlık yapmaya başlar. Karakterini, şahsiyetini ve duruşunu bu bilinç üzerine inşa eder...

İşte o zaman, zalimlere boyun eğmez…

Kullara kulluk yapmaz…

Maddeye, makama, şöhrete ve geçici olana teslim olmaz…

Dünya nimetlerine ihtiyaç duyar ama onların esiri olmaz. Dünya onun emrinde olur; o dünyanın emrinde olmaz…

Bu bilinç Müslüman şahsiyetinde yerleştiği zaman, o Müslüman yalnızca kendisini değil, toplumu da ayağa kaldırır. Zulmün karşısında durabilir, kötülüğe meydan okuyabilir…

Çünkü Allah’ın istediği topluluk, şahsiyetli müminlerden oluşan bir topluluktur…

Kendisine hakkıyla kulluk eden, adaletle duran, doğruluktan sapmayan kullar…

Rabbimizin cenneti de, sonsuz mükâfatı da işte bu kullar içindir…

Bu şahsiyetin en güzel örneklerinden biri Said bin Cübeyr’dir. Haccac’ın zulmü karşısında Abdullah bin Eşaş kendisine, “Bu kez başarabilecek miyiz?” diye sorduğunda verdiği cevap, tarihe geçen bir ölçüdür:

“Önemli olan zaferi kazanmak değil, bizim Allah’a kul olduğumuzu ortaya koymamızdır.”…

Kendisine, “Sen de boyun eğ, süslü sözler söyle, kurtul” denildiğinde ise şu cevabı verir:

“Bu milletin ilim öğretecek âlimlere ihtiyacı var. Ama zalimin karşısında hakkı söyleyip şehit olmayı öğretecek gerçek âlimlere daha çok ihtiyacı var.”…

Bu sözler, Müslüman şahsiyetinin tarifidir…

Bugün bu dünyanın ihtiyacı;

Sloganlara değil şahsiyetlere…

Konuşan değil, yaşayan insanlara…

Sözüyle özü bir olan, güvenilir, merhametli, çalışkan, fedakâr, takvalı ve adaletli müminlere…

Mehmet Güney’in dediği gibi:
“İnsanların sözlere doyduğu bir çağda, insanlar hayatlarında örnek alabilecekleri şahsiyetler arıyor.”

Evet, bu çağın susadığı şey tam da budur:
Doğru insan…

Hangi şartta olursa olsun doğruluktan ayrılmayan insan…

Kulluğunu şahsiyete dönüştürmüş insan…

Çünkü dünya, sözle değil; şahsiyetle değişir…