Gazze’nin Eşiğinde Uluslararası Hukuk Öldürülürken

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İsrail neden süregelen ihlallerinden dolayı hesap vermiyor? Bugün artık sorulması gereken soru şu değil: Asıl daha acil ve daha tehlikeli soru şudur: Uluslararası hukuk hâlâ var mı?

Filistin’de, özellikle Gazze Şeridi’nde yaşananlar ve son haftada Venezuela’da meydana gelenler ile diğer bazı uluslararası örneklerle paralel gelişmeler, artık yalnızca uluslararası insancıl hukukun tekrar eden ihlalleri değil; bilakis hukukun bizzat kendisinin sistematik biçimde öldürülmesine dönüşmüştür. Bu cinayet, dünyanın gözü önünde ve sözde uluslararası düzenin hamisi olan en büyük gücün, yani Amerika Birleşik Devletleri’nin doğrudan koruması altında işlenmektedir.

Askıya Alınmış Hukuk… Gasp Edilmiş Adalet

Gazze’de işlenen suçların açıklığına rağmen — toplu katliamlar, zorla yerinden etme ve açlığın bir savaş silahı olarak kullanılması — uluslararası hesap verebilirlik mekanizmaları felç olmuştur. Bu durum, hukuki metinlerin eksikliğinden değil, onların bilinçli ve kasıtlı biçimde devre dışı bırakılmasından kaynaklanmaktadır. Uluslararası Adalet Divanı kararları, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tutuklama talepleri ve uluslararası insancıl hukukun temel ilkeleri, ABD vetosu duvarına çarpmıştır. Bu veto, uluslararası meşruiyeti güçsüz metinlere dönüştürmüş, adaleti içi boş bir kavrama indirgemiş ve işgalin korunmasını, insanın ve onurunun korunmasının önüne koymuştur.

Gazze… Küresel Düzenin Çöküş Aynası

Gazze’de yaşananlar sarsıcı bir gerçeği açığa çıkarmıştır: Mevcut uluslararası sistem bir adalet sistemi değil, bir güç sistemidir. Hukuk seçici biçimde uygulanmakta, egemen güçlerin çıkarlarıyla çatıştığında askıya alınmakta ya da tamamen yok sayılmaktadır. Bu bağlamda Filistin bir istisna değil; aksine küresel çöküşün simgesine dönüşmüştür. Bu çöküş, dünya genelinde siyasi faşizmin yükselişi ve daha saldırgan bir yüzle geri dönen çağdaş emperyalizmle kendini göstermektedir. Suç, müttefik tarafından işlendiğinde ödüllendirilmekte; direniş ise mağdurdan geldiğinde mahkûm edilmektedir.

Açlığın Silah Olarak Kullanılması… Devlet Suçu Olarak Açlık

Gazze’ye yönelik savaşın ortaya koyduğu en tehlikeli gerçeklerden biri, açlığın açık ve sistematik bir silah olarak kullanılmasıdır: Sınır kapılarının kapatılması, hastanelerin ve fırınların yıkılması, yaşamın tüm altyapısının tahrip edilmesi, su şebekelerinin hedef alınması ve yardım dağıtım noktalarının bombalanması — bu noktalar artık “ölüm tuzakları” olarak anılmaktadır. Bu eylemler, uluslararası hukuka göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliği taşımakta olup, işgalci devlete üç açık sorumluluk yüklemektedir: Hukuka aykırı fiili durdurma yönünde uluslararası sorumluluk, Siyasi ve askeri liderleri kapsayan bireysel cezai sorumluluk, “Koruma sorumluluğu” ilkesi uyarınca uluslararası toplumun kolektif sorumluluğu. Ancak bu sorumluluklar, veto suçları engellemek için değil, korumak için kullanıldığında buharlaşmaktadır.

Hukukun Başarısızlığından… Suikastına

Bugün yaşananlar, uluslararası hukukun geçici bir başarısızlığı değil; onun siyasi ve ahlaki olarak suikasta uğratılmasıdır. Bu suikast, son derece tehlikeli bir emsal oluşturmakta; cezasızlığın garanti altına alındığı bir dünyada, diğer faşist rejimleri de hukuku ihlal etmeye teşvik etmektedir. Böylece insan hakları ilkeleri yerine orman kanunlarının hüküm sürdüğü yeni bir küresel düzenin temelleri atılmaktadır.

Filistin: Hukuki Bir Mücadele Alanı

Bu nedenle Filistin artık yalnızca bir ulusal kurtuluş meselesi değil; uluslararası hukuk fikrinin kendisi için verilen son savunma hattıdır. Filistin’i savunmak, adaletin anlamını, halkların yaşam ve egemenlik hakkını ve uluslararası ilişkilerin yalnızca kanla yönetilmediği bir dünyanın varlığını savunmaktır. Bu bağlamda acil olarak ihtiyaç duyulanlar şunlardır: Hükümetlerin denetimine girmeyen, sınırları aşan küresel bir halk ittifakı, Güvenlik Konseyi tekeline bağlı olmadan koruma sorumluluğu kavramının yeniden etkinleştirilmesi, “Bir vatanın ortadan kaldırılması suçu” ve “egemenliğin gaspı” gibi kavramları, uluslararası hukukta bağımsız suçlar olarak tanımlayan yeni bir hukuki söylemin geliştirilmesi. 

Sonuç: Ses Yükseltmek… Ahlaki Bir Zorunluluk

Gazze’de yaşananlar karşısında susmak tarafsızlık değildir; işbirliğidir. Bugün ses yükseltmek artık bir siyasi tercih değil, dünyadaki tüm özgür insanlar için ahlaki ve insani bir görevdir.

Ya uluslararası adalet Gazze’nin enkazı altından yeniden doğacaktır, ya da uluslararası hukukun ölümü resmen ilan edilecek ve insanlık açık faşizm çağına girecektir.