2025’in Muzaffer Son Şehidi: Ebu Ubeyde

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Şüheda fışkırıcak toprağı sıksan şüheda!

Âkif’in bu dizesinde mübalağa yok artık; kanıyla, canıyla, susamışlığıyla, kırgınlığıyla ve sevdasıyla her zerresi şüheda dolu Gazze var.

29 Aralık 2025’te gökler kat kat aydınlık olup o şühedadan birini karşıladı. Ebediyet, tahassürle kandillerini yakmış bekliyordu onu.

“İslam’da kaybetmek yoktur; ya zafer ya şehâdet vardır” diyordu.  Fakat o Hz. Osman(ra) misali iki payeye birden kavuştu; hem muzaffer hem şehid.  “Zinnureyn” mi demeliydik sana “Şerifeyn” mi ey kutlu yolcu? 

Huzeyfe el- Kâhlut’du gerçek adı. Filistin’in bütün çocukları gibi o da taş ve ateş arasında doğmuş. Yüzleri örtülü halde, ölümden korkmadan cesaretle ilerleyen kahramanlarla büyümüştü. Hafız bir mühendisti, beş dil biliyordu. 

Daha mühimi İslam’ın izzetini temsil ediyor; Müslümanca duruşu sergiliyordu. Neydi o Müslümanca duruş?  Kefiyesini yüzüne dolayıp şehadet parmağını kaldırarak muhteşem hitabetiyle haykırırken, o vakur bakışıyla İslam’ın izzetini; kefiyesini indirdiğinde ise mütebessim çehresinde Müslümanlığın sıcaklığını, nahifliğini mezc ediyordu. Müslümanca duruş işte tam da buydu. Ayet-i Kerime de buyurduğu gibi “Kafirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında merhametli” olmak.

O kendine yakışan bir ömür ve şehadet ile veda etti; bu ahir zamanın en yakıcılığıyla bizi de ümmeti de yaktığı dünyaya. 

Lakin, Filistin’in şanlı direnişini temsil eden Hamas’ın silahlı kolu olan İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın sözcüsü Ebu Ubeyde şanlı ve yalnız Gazze halkına;

“Gevşemeyin! Hüzünlenmeyin! Endişelenmeyin! Çünkü arkanızda kararlı bir direniş var!” 

diye ümit saçarken, düşmana değil ümmete de müthiş bir hutbe ile veda etti. Artık susma vakti gelmiştir ve kürsüde önce Gazze halkına sonra biz bîvefa Müslümanlara bir çift kelam eyleyen Ebu Ubeyde vardır. İmkanı olanlar onun sesini açarak ellerini başlarının arasına koyup okusun bu nafiz satırları. Buyurunuz kalem ve kelam Ebu Ubeyde’de:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. 

Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki; Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi , sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi çok isterdim.” Ey büyük halkımızın evlatları! Ey şehitlerin halkı, adamların ve kahramanların fabrikası! Ey Arap ve İslam ümmetimizin kitleleri! Ve dünyanın her yerindeki özgür insanlar! Bu savaşta direnişimizi, hareketimizi ve tugaylarımızı şereflendiren şey şudur ki; O (hareket), askerlerinden önce komutanlarını şehit olarak sunuyor. Eğer suikastler bir zafer olsaydı,  Kassam Tugayları, Aksa Tufanı operasyonunu gerçekleştiremezdi; Hamas’ın ve Kassam’ın en önde gelen kurucularının suikastla öldürülmesinden 20 yıl sonra biz Allah’ın iradesiyle ve O’nun gözetimi altında çalışıyoruz. Bir komutan gider, yerine başka bir komutan gelir. Bir asker gider, yerine on tanesi gelir. Ve bir şehit, bin direnişçi doğurur. Çünkü bu topraklar, zeytin ağacı yetiştirdiği gibi direnişçi yetiştirir.  Ve nesillere boyun eğmemeyi miras bırakır; tıpkı binlerce peygamberden, sahabeden, salihlerden ve mücahidlerden miras aldığı gibi.

Ey devrimin kaynağı ve ey yiğitlerin fabrikası!

Ey her gün şehitlerden oluşan nurlu bir kafileyi uğurlayanlar!

Ey Allah’ın kendisiyle konuştuğu, Allah’ın en azılı düşmanlarının eziyet ettiği Musa’nın kardeşleri!

O (Musa) ise sadece şöyle demişti: ‘Hayır! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.’

Muhakkak ki bu gecenin bir sonu vardır, kaçınılmazdır. Ve şüphesiz zafer, sabırla birliktedir.

O, şüphesiz bir cihaddır; Ya zafer ya şehadet. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.”

Kaç Müslüman’ın kalbi dayanır bu satırları okumaya, bu utanç dolu hakikatle yüz yüze kalmaya…

                                   “Yüzüstü bıraktınız!”

“Bizler, Rabbimizin bize yüklediği görev gereği bu düşmana karşı koyuyor, onunla savaşıyoruz. Ancak bu, maalesef görevini yerine getirmeyen iki milyarlık ümmeti sorumluluktan muaf  tutmaz. Çünkü bizim düşmanımız, dünyanın en güçlü zalim güçleri tarafından kesintisiz şekilde silah ve mühimmatla destekleniyor.  Oysa ümmetimizin yönetimleri, Ribat diyarındaki kardeşlerinin on binlercesinin katledilmesini, aç bırakılmasını, su ve ilaçtan mahrum edilmesini sadece seyrediyor.  Ve biz, tarihe, büyük bir acı ve ıstırapla, ümmetimizin evlatları önünde şunu ilan ediyoruz:

Ey İslam ve Arap ümmetinin liderleri, büyük partiler ve seçkinler, ey âlimler!

Sizler, Allah Azze ve Celle huzurunda bizim hasımlarımızsınız!

Sizler yetim bırakılmış her çocuğun, evlatsız kalmış her annenin, yerinden edilmiş her mazlumun, yaralı ve aç her insanın hasmısınız!

Boyunlarınızda, sessizliğinizle yüzüstü bıraktığınız on binlerce masumun kanı var.

Bu suçlu, Nazi düşman, ancak cezasız kalacağını bilerek, sizin sessizliğinize güvenerek ve ihanetinizi satın alarak bu soykırımı açıkça gözlerinizin önünde işleyebildi.

Bu akan kandaki sorumluluktan hiç kimse muaf değildir.

Hareket etme gücü ve etkisi olan hiç kimse bu sorumluluktan istisna edilemez.

Vallahi bizler, düşmanın ümmeti nasıl aşağıladığını, onu nasıl küçümsediğini ve pervasızca saldırdığını görüyoruz. 

Kalplerimiz kanıyor; çünkü bu düşmanın ne kadar korkak, ne kadar zayıf ve ne kadar küçük olduğunu çok iyi biliyoruz. 

Ve daha da önemlisi, onun hakkında Allah’ın şu gerçeğini biliyoruz;

“Onların yüreklerinde size karşı duydukları korku, Allah’a karşı duydukları korkudan daha şiddetlidir.”( Haşr, 13)

Ama keşke bu düşman, İslam’ın izzetiyle, kaybedilmiş onurlarla karşılık bulsaydı. Ama işte vehn budur… 

Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.”

 

                                                                                         02.01. 2026