Radikalleşme ve Terör
Normal zamanlarda terör dediğimizde akla gelen ilk yerler Orta Doğu ve Afrika gibi bölgelerdi. Bu yerleri terörle özdeşleşmiş olarak görüyorduk. Ancak dikkat etmemiz gereken konu, bu yerlerle uzaktan yakından alakası olmayan bölgelerde, en güvenilir diyebileceğimiz yerlerde de terör saldırılarının olduğudur. Dünyanın en güvenilir yerleri diye saydığımızda akla ilk gelen Avustralya’da geçtiğimiz hafta yaşanan saldırı, her şeyi açıklar nitelikte. Artık radikalleşme sınır tanımıyor…
Can kayıpların yanı sıra işin psikolojik boyutu, toplumsal dengeyi yerinden sarsar. Bir dönem ülkemizde maalesef böyle bir belaya sahipti. Çok uzak zamanlar değil… Her geçen gün “Acaba nerede patlama olacak?” diye düşünüyorduk. Kalabalık yerlere gitmek demek, büyük bir tehlikeye girmek demekti. İnsanlar psikolojik açıdan çökmüş bir durumdaydı. Bu saldırılar, dünyanın her yerinde planlanırken en savunmasız yerlerin hedef alınması, işin acı ama gerçek bir tarafı… Bundan yıllar önce, bir Beşiktaş maçı sonrası İnönü’de yapılan kanlı saldırı yine bunun en büyük örneği… Bir kez daha hayatını kaybeden vatandaşlarımızı ve Tim 47’nin kahramanlarını yâd ediyorum.
Avustralya’daki saldırı plajda gerçekleşti. İki teröristin gerçekleştirdiği, 15 sivilin hayatını kaybettiği ve onlarca vatandaşın yaralandığı biliniyor. Bu tarz terör eylemleri artık sınır tanımıyor…
Bir diğer önemli nokta, artık bu eylemler kolektif bir şekilde planlanmıyor. Uzun planlara, silah teminlerine kimsenin ihtiyacı yok. Herhangi biri radikal konuşmalara maruz kalarak (tabii bu sosyal mecralarda çok fazla derecede var) sınır tanımayan eylemlere girişebiliyor. Bunun nerede olduğunun bir önemi yok. Okumuş olduğunuz cümleler yaklaşık binlerce kilometre uzakta olsun ya da tamamen yalan olsun… Bu etki, çok daha farklı yerlerde çok daha kötü sonuçlara yol açabiliyor. Baktığımızda, güvenlik için her şeyden önce radikalleşmenin önüne geçmek lazım. Sorunun kaynağını yalnızca güvenlik açığı olarak görmek, kısıtlı bir pencereden bakmaya iter. Siz eğer toplumdaki psikolojik etkiye inebiliyorsanız, o ülkedeki şiddet seviyesini, terör eylemlerini hatta cinayetleri bile minimum seviyeye indirebilirsiniz.
Dünyanın her yerinde toplumdan uzaklaşma, kimlik bunalımı ve bir yere ait olma hissi insana olumsuz etkiler getiriyor. Aslında yanlış en başta başlıyor. Birey, öncelikle herhangi bir olayı körü körüne savunmaya başlıyor. Ardından bu olay için her şeyi yapabileceğine kendini inandırıyor. Geriye sadece işin son aşaması kalıyor.
Dünyada terörle mücadele hâlâ büyük oranda kolluk kuvvetleri ve askerin kapsamındadır. Hâlâ işin toplumsal boyutuyla mücadele etmeyi düşünmüyoruz. Ancak geldiğimiz yüzyılda artık sosyal medyaya atılan herhangi bir içerik, bir terör eylemini meydana getirebilir. Sosyal medya çok tehlikeli bir silah haline dönüştü.
Terörün gerçeklerine alışmak yerine, terörle mücadele için işin sosyolojik boyutuna inmek bir şart…