ALYANSLARINI BİLE ALDILAR!

26 Eylül 1960. Tam 9 gün geçmişti idamının üzerinden… Yalan mıydı hakikat mi? Halkının, evladının, yâr-ı sâdığının kalbi yangın yeriydi şimdi…
Kapı çalındı. Ayağa kalkmaya mecali yoktu Berrin Hanım’ın. Kapıyı açan oğluna baktı. Elinde bir zarf tutuyordu. “O da ne ola ki?” dedi kendi kendine. Açtılar… İçinde bir icra mektubu. Madde madde yazılmıştı satırlar… Başbakan Adnan Menderes’i astıkları ipin, hapishane süresince yediği yemeğin, ona son telkinde bulunan imamın, kefeninin, tabutunun ve dahi celladının parasını istiyordu vicdansızlar! Kapılarına da Menderes’in kocaman idam ilamını çaktılar…
Bu nasıl bitmez bir kindi böyle? Asmak bile yüreklerini soğutmaya yetmemiş; ailesini darbe üstüne darbe ile derbeder etmeye devam etmişlerdi…
İdam ettikleri Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın aileleri de aynı meblağı ödemek zorunda kalmıştı. Trajikomik bir diğer vaka ise idam etmekten son anda vazgeçtikleri 12 kişiden de idam masrafları, onlar için hazırlanan tabutun parası talep ediliyordu.
27 sene süren baskı yönetiminin ardından “Yeter! Söz milletindir!” haykırışıyla, halkın gür sedası olarak gelip 10 sene boyunca gece gündüz demeden kendilerini hizmete adayan vatan sevdalılarına reva görülen son buydu…
Sonra ne mi oldu? Dayanabilecekseniz buyurun bir karartılmış sayfaya daha birlikte bakalım;
Demokrat Parti’yi kapatan Milli Birlik Komitesi, "Sabık idarenin mali bünyede bırakmış olduğu derin boşlukların kapatılması” amacıyla “Alyans Kampanyası” başlattı. Böylece bir taşla iki kuş vurmayı hedefliyor; bir yandan altın stoku yaparken öte taraftan DP’yi ardında mali buhran bırakmış bir hükümet olarak yaftalıyorlardı. Oysa millet Demokrat Parti öncesi içler acısı ekonomik sefaleti derinden yaşamış, onlarla birlikte gelen bereketi unutmamıştı.
Kampanya başladıktan hemen iki gün sonra Maliye Bakanlığı'nın bütün şubeleri makbuz karşılığında alyansları toplamaya başladı.
Maliye Bakanı Ekrem Alican 9 Haziran'da kampanyanın nasıl yürütüleceğini şöyle izah ediyordu:
"Maliye Bakanlığı, vatandaşın hizmetindedir. Vilayet ve kazalarda kurulan heyetlerle birlikte bağışlar makbuz dahilinde, herhangi bir ihmale fırsat vermeksizin teslim alınacaktır. Sürecin nasıl işleyeceğine dair esaslar șu şekildedir:

a) Nakit, platin, altın ve gümüşten oluşan ziynet eşyaları bağış olarak kabul edilecektir.
b) Bağışlar, vilayetlerde üç kişilik heyete makbuz mukabilinde teslim olunacaktır.” ( Akşam, 10 Haziran 1860)
İlerleyen günlerde bağışların artması nedeniyle bu komisyonun çalıştığı oda ve memur sayısı çoğaltılmıştır. Bağışların toplandığı başka bir yer ise Akşam gazetesi olmuştur. Gazete mensupları kendilerine getirilen bağışları makbuz karşılığı Milli Emlak Müdürlüğü'ne teslim etmiştir.
Ağırlıklı olarak alyans bağışı yapılsa da altın diş, işçilerin mesaileri, fabrika sahiplerinin makinelerinin geliri, nişan töreninde nişanlıların ve davetlilerin alyansları, şehir sinemalarının bir günlük hasılatı, hamam hasılatı, kahve hasılatı, otobüs hasılatı, Menderes'in bir milli maçtan sonra idareci ve futbolculara verdiği kendi imzasını taşıyan kol saati, bir bebeğin Maşallah’ı gibi pek çok farklı bağış görülmüştür. (Akşam, 15 Haziran 1960, s. 3.)
Bağışlarda dikkat çeken başka bir unsur ise pek çok DP'li ismin de kampanyaya katılmasıdır. Bunun dışında kampanyaya yabancı vatandaşlardan da çeşitli katılımlar gerçekleşmiştir. Musevi cemaatinin dini lideri Haham Rafael Salon dinî sembolü olan boynundaki som altından yapılmış kolyesini, yanında gelen refakatçiler de alyanslarını bağışlamıştır.
İstanbul'da Ermeni Patriği Haçodaryan kiliselerine bir tamim gönderip, heyetler kurdurarak kampanyayı “Vatan hizmeti” olarak desteklemelerini, Patrik Athenagoras da Ortodoks vatandaşların kampanyayı katılmasını istemiştir. Aynı zamanda Ermeni okulları da kampanyaya destek olmuşlardır.
Bağışların boyutunu anlamak için Nâzım Hikmet'le ilgili bir anekdotu yakın arkadaşı Ekber Babayev’den dinleyelim:
“27 Mayıs'tan sonraki aylarda Moskova'daki bir edebiyat kongresi için bir Türk heyeti gelmişti. Kongreye giden Nâzım Hikmet Türkiye'den gelenlerin hiçbirinin parmağında alyans olmadığını görünce, "Hayrola artık Türkiye'mde alyans takılmıyor mu?" diye sordu. Kongreye gelen heyette bulunan Ömer Sami Çoşar ve Fahir İz Türkiye'de hâzineye bir yardım kampanyası açıldığını ve alyanslarını bu kampanyaya bağışladıklarını ifade etmişlerdi. Nâzım Hikmet söylenenlerden sonra parmağındaki alyansı bağışlamaları için Fahir Îz'e uzattı. Fahir Bey gümrükten geçerken alyanssız geçtiklerini, dönerken bir alyansla dönemeyeceklerini söylediğinde Nâzım elinde alyansı ile bir süre başını önüne eğdi ve durdu.”
Kampanya titizlikle yürütülüyordu. Alyanslarını bağışlayan vatandaşın yeni alyans alarak altın fiyatlarının yükseltilmesini engellemek için de üzerinde “27 Mayıs 1960” yazılı hatıra halkaları üretildi.
Düşünebiliyor musunuz eşlerin birbirinin kalbine attıkları kementin nişanesi alyansı parmağından çıkarıyor; yerine baktıkça içlerini sızlatacak “27 Mayıs 1960” yazılı ihtilal yüzüğünü takıyordu darbeciler? Bu nasıl yakan bir nişandı böyle ve hangi parmağa tutundu?
Toplanan altınlara ne olduğu ise 28 Haziran 1962’de Adalet Partisi Maraş Senatörü Nedim Evliya’nın Cumhuriyet Senetosuna verdiği 6 maddelik soru önergesi ile sorgulanmaya başlanmıştır.
Nüfusun üçte birinin evli olması ve yapılacak bağışın 200 milyonu bulması beklenirken Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı resmi tutar 31 milyondur. Rakam beklentinin çok altında bir yekûndur.
Nedim Evliya’ya göre bu kadar yüksek katılıma ve Kıbrıs'ın da büyük bağışlarda bulunmasına rağmen söylenen miktarın bu denli az olması bağışların istismar edildiği ve basının bunlara hiç yer vermeyerek yanlı bir politika izlediğini ortaya koymaktadır. Evliya, vatandaşların “bağışların toplayanlar tarafından nakde çevrilip bu paralarla da apartman inşa edildiğine” dair ithamlarda bulunduğunu ifade etmekte ve bu yüzden halkın bu evlere "Alyans apartmanı" diye isimler takıldığını ve bu ithamların çözülmek zorunda olduğunu söylemektedir.
Ankara Yücetepe' de ve Şişli Esentepe’deki konutların inşasına tam da alyans kampanyası ardından başlanması halk nezdinde "Alyans Evler" olarak nitelendirilmiştir.
Kampanyadaki bağışların, kesin olarak nasıl kullanıldığına dair resmî bir evrak bulunmaması hem kampanya boyunca hem de kampan
yadan sonra bağışlara ne olduğu, nasıl kullanıldığı hâlâ muamma.
“ Bağış” deniliyordu adına; lakin hakikatte öyle miydi? Gelin Türkiye’nin bütün şehirlerini şamil bu uygulama sırasında Cizre’de meskûn Mühibe Armağan’dan dinleyelim;
“Ah oğlum!” diyor; “ O çok iyi bir Başbakan’dı.” “Neden iyiydi anne?” diye soran oğluna. “Birecik Köprüsü’nün açılışında gördüm. Öyle güzel tebessüm ediyordu ki. İşte o güzel insana kıydılar. Sonra alyans kampanyası başlattılar. Vermek istemedim yüzüğümü; lakin memurlar her gün ‘yüzüğü verin’ diye haber gönderiyordu. Baban PTT memuruydu. Korktum. Çaresiz çıkarıp verdim ellerine. O zaman 25 yaşındaydım. 55 yıl geçmiş aradan; ama hâlâ acısı yüreğimde.”
Başbakanlarını acımasızca asanlara karşı itiraz hakkı var mıydı? Alyansını vermeyenler “Rejim karşıtı” addediliyordu.
Nasıl bir “bağış” kampanyası olduğunun kararını size bırakırken Adıyaman’dan Aydın Menderes’in arkadaşı Yusuf Çelebi amcadan dinlediğim -belki de ilk defa duyacağınız- bambaşka bir alyans hatırasıyla sözlerimi hitama erdireceğim;
Menderes’in Hakk’a yürüyüşünün ardından Berrin Hanım bir gün 15 yaşındaki oğlu Aydın Menderes’e küçük bir kesede altın verip diyor ki:
-Oğlum, bunu kuyumcuya götür sat.
Oğlu hemen götürüyor. Sarraf inceliyor, tartıyor ve bir bakıyor ki yüzüğün içinde "Berrin/ Adnan" yazıyor.
Gözleri yaşlı soruyor çocuğa:
-Oğlum sen kimsin?
-Ben Adnan Menderesin oğluyum.
-Bunu neden getirdin?
-Annem öyle istiyor.
Kuyumcu o mücevherin değerinin de üzerine para ekleyip yüzüğü geri gönderiyor.
Eve dönünce annesiyle aralarında şu konuşma geçiyor:
-Sarrafa gittim tarttı, bu parayı da yüzüğü de verdi.
-Oğlum kimdi, neyin nesiydi?
- Bilmiyorum. Vallahi, ısrar etti. Samimi, hoş bir adamdı. Anne bu ne ki?
-Oğlum bu benim yüzüğüm, nişan yüzüğüm, babanın bana taktığı yüzük.
-Peki, bunu neden satıyoruz?
-Baban sürgünden vatana getirdiği Osmanlının hanım hanedanına her ay belli bir miktar para gönderiyordu. Ben de buna şahidim. Artık o yok. Onlara kim bakacak? Babanın emanetlerine sahip çıkmak için alyansımı gönderdim yavrum.
(kaynak: İbrahim İnci/ Kübra Aslan, “27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi Sonrası Alyans Kampanyası” adlı makale, Tarih İncelemeleri Dergisi, cilt: 36, sayı:1, 2021)
