YENİDEVİR/ÖZEL HABER
Vatandaşlardan yerel parti yöneticilerine ve milletvekillerine kadar uzanan geniş bir çevre, devlet kadroları için CHP’li yetkililere mektup yağdırdı.
Belgeler, iş, makam ve terfi taleplerinin çoğuna olumlu yanıt verildiğini ve parti bağlantısının atamalarda belirleyici olduğunu gösteriyor.
Hayvan Borsası Komiserliği gibi görevler için yazılan tavsiye mektuplarının kısa sürede karşılık bulduğu arşiv yazışmalarında açıkça görülüyor.
Bazı siyasiler ise çocukları ve yakınları için doğrudan parti yönetiminden görev talep ettiği dikkat çekiyor.
OSMANLICA MEKTUBA RET
Arşivlerdeki belgeler arasında tek açık ret cevabı ise dikkat çekici bir gerekçeye dayanıyor. CHP yönetimi, torpil talebini Osmanlı Türkçesiyle yazdığı için bir vatandaşın mektubuna “Arap harfleriyle yazılmış mektuplar üzerine işlem yapamayız” diyerek olumsuz yanıt veriyor.
Tek Parti CHP’sinin hüküm sürdüğü yıllarda devlet ile parti arasındaki sınırın neredeyse tamamen ortadan kalktığı tek parti dönemine dair dikkat çekici belgeler ortaya çıktı.
Devlet Arşivleri’nde yapılan incelemelerde, dönemin Cumhuriyet Halk Fırkası’na (CHF) gönderilmiş binlerce torpil talebi mektubu bulundu.
Vatandaşlardan yerel parti yöneticilerine, milletvekillerinden bürokratlara kadar uzanan geniş bir çevre, iş bulmak, makam elde etmek ya da yakınlarını devlet kadrolarına yerleştirmek için partiyi adeta mektup yağmuruna tutmuştu.
Belgeler, tek parti döneminde devlet kadrolarına erişimde siyasi bağların belirleyici rol oynadığını gösteriyor.
Mektupların önemli bir kısmında belirli görevlere yapılacak atamalar için doğrudan tavsiye talep edilirken, birçok başvurunun da olumlu karşılık bulduğu görülüyor.
Özellikle parti teşkilatıyla organik bağı olan kişilerin taleplerinin bürokrasi tarafından hızla işleme alındığı anlaşılıyor.
Arşivlerdeki en dikkat çekici örneklerden biri, 25 Haziran 1931 tarihli bir yazışma. Cumhuriyet Halk Fırkası İstanbul Vilayet İdare Heyeti Reisi tarafından dönemin İktisat Vekâleti’ne gönderilen mektupta, Hayvan Borsası Komiserliği için Kadri Bey’in atanması tavsiye ediliyor. Yazıda Kadri Bey için şu ifadeler kullanılıyor:
“Hayvan Borsası Komiserliğine sabık belediye müdürlerinden ve evvelce mezbahanın müdüriyetinde bulunmuş Kadri Bey’in tayinini vekâlete tavsiyede buyurmuştunuz. Kadri Bey, Beyoğlu kazası idare heyeti azamızdan çok kıymetli ve bu iş için liyakatli bir arkadaşımızdır. Tayini ile hem bir teşkilat arkadaşımızı himaye etmiş hem de şimdiye kadar bozuk giden bu işe layık bir adam getirmiş olacağız.”
Bu tavsiye kısa sürede karşılık buluyor. Dönemin İktisat Vekili Mustafa Şeref Özkan tarafından verilen cevapta, Kadri Bey’in Hayvan Borsası Komiserliği’ne 200 lira maaşla tayin edildiği bildiriliyor. Özkan’ın cevabı bürokratik bir dil taşısa da kararın hızla uygulamaya konulduğunu açıkça ortaya koyuyor:
“İstanbul mıntıkası Ticaret Müdürlüğü Baş Murakıplığına 122 lira ücretle tayin edilen Kadri Bey’in, ahiren inhilal eden Hayvan Borsası komiserliğine 200 lira ücretle naklen tayin kılındığının mıntıka Ticaret Müdürlüğüne tebliğ edildiğini, mektubunuza cevaben arz ve bilvesile hürmetlerimi takdim ederim.”
Belgelerde yalnızca görev talebi değil, aile bireyleri için iş arayan siyasetçilerin mektupları da dikkat çekiyor. Bunlardan biri de dönemin Afyonkarahisar milletvekilinin, CHP Genel Sekreteri Recep Peker’e gönderdiği yazı. Milletvekili, oğlunun devlet kadrolarında daha iyi bir pozisyona yerleştirilmesini talep ediyor:
“Oğlum Celal, Yüksek Ziraat Mektebi Toprak ve Bakteriyoloji Laboratuvarında beş yıldır çalışarak profesör ve şeflerinin inançlarını kazanmıştır. Fakat çalıştığı yerin ücretli ve ilerisinin kapalı ve parlak olmaması çocuğun yükselme ve ilerlemesine engel olacaktır. Duyduğuma göre Ekonomi Bakanlığında başmemurluklar vardır. Sizden arzum ve dileğim oğlumun bu yerlerden birisine yerleştirilmesi, birer telefon veya kart verip bu işin yardımında bulunmanızdır.”
Bu tür mektuplar, dönemin siyaset ve bürokrasi ilişkisini gözler önüne seriyor. Tek parti döneminde devlet kadrolarına erişim çoğu zaman parti içindeki ilişkiler üzerinden yürütülüyor; tavsiye yazıları, telefonlar ve kartvizitler atama süreçlerinin parçası haline geliyordu.
Arşivlerdeki belgeler arasında ilginç bir ayrıntı da dikkat çekiyor. Torpil taleplerinin büyük bölümü olumlu karşılanırken, yalnızca tek bir başvuruya açık şekilde ret cevabı verildiği görülüyor. O ret cevabının nedeni ise talebin içeriği değil, yazıldığı alfabe.
Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınmış bir torpil mektubuna verilen yanıt şöyle:
“Fırkamızın inkılapçılık vasfı barizdir. Kanun vasiyeti de bunu teyit eder. Bu sebeple Arap harfleriyle yazılmış mektuplar üzerine hiçbir muamele yapmamız mümkün değildir. Mazur görmenizi dilerim.”
Bu cevap, Cumhuriyet’in erken dönemindeki dil ve harf devriminin siyasi bir hassasiyet olarak nasıl uygulandığını da ortaya koyuyor.
İçerik bakımından benzer talepler kabul edilirken, yalnızca Osmanlı alfabesiyle yazılmış olması bir başvurunun reddedilmesi için yeterli gerekçe sayılmıştı.
Devlet Arşivleri’nden çıkan bu belgeler, tek parti döneminde parti ile devlet arasındaki ilişkinin niteliğine dair yeni tartışmalar başlatacak gibi görünüyor.
Torpil taleplerinin yoğunluğu ve bu taleplerin önemli bir kısmının olumlu karşılık bulması, o dönemde kamu kadrolarının dağıtımında siyasi referansların ne kadar belirleyici olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.

