GAP Gazeteciler Birliği Başkanı Zeynel Abidin Kıymaz, GAP Olay gazetesinde kaleme aldığı ve “KÜRT AYDINLARA AÇIK ÇAĞRIMDIR” başlığını taşıyan köşe yazısında, Suriye ve Türkiye ekseninde yürütülen tartışmalara dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Kıymaz, özellikle Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri üzerinden yürütülen söylemlerin gerçeği yansıtmadığını vurgulayarak, sorunun “birlikte yaşam” değil, silahlı yapıların sahadaki fiili varlığı olduğunu ifade etti.
Yazısında çağrısının bir öfkenin değil, uzun yıllara dayanan gözlem ve tanıklığın ürünü olduğunun altını çizen Kıymaz, “Bu çağrı bir öfkenin değil, bir tanıklığın, bir tecrübenin ve en önemlisi bu topraklara duyulan sorumluluğun ürünüdür” ifadelerini kullandı. Suriye’yi defalarca gezdiğini belirten Kıymaz, satırlarını “masa başından değil”, sahadan edindiği bilgilerle yazdığını dile getirdi.
Halep’in demografik yapısına dikkat çeken Kıymaz, GAP Olay’daki yazısında şu değerlendirmeye yer verdi:
“Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde yoğunluklu yaşayan Kürtlerle Halep halkı arasında toplumsal bir çatışma yoktur. Sorun birlikte yaşam değildi.”
Kıymaz’a göre asıl kırılma noktası, bu mahallelerin silahlı yapılar tarafından fiili alan hâkimiyetine dönüştürülmesiyle başladı. Hiçbir devletin kendi topraklarında silahlı alternatif yapılara izin vermeyeceğini vurgulayan Kıymaz, “Bu bir tercih değil, devlet olmanın asgari refleksidir” sözleriyle merkezi otoritenin tutumuna dikkat çekti.
Köşe yazısında Kürtlerin geçmişte Suriye’de yaşadığı hak ihlallerini de inkâr etmeyen Kıymaz, “Evet, bu güne kadar Suriye’de Kürtler vatandaş değildi. Evet, insan yerine bile konulmadılar. Bu bir zulümdü” diyerek önemli bir parantez açtı. Ancak gerçeğin tek bir cümleyle anlatılamayacağını belirten Kıymaz, parçalı anlatıların adalet değil kaos üreteceğini savundu.
GAP Olay’daki yazısında SDG’ye yönelik sert eleştirilerde de bulunan Kıymaz, “SDG unsurları bugün ABD ve İsrail’in üniformalarıyla, onların silahlarıyla, onların politik hedefleriyle hareket eden emperyalist bir aparata dönüşmüştür” ifadelerini kullandı. Kürt aydınlara seslenen Kıymaz, ABD bayrakları ve yabancı güçlerin sembolleriyle bu coğrafyada özgürlük inşa edilemeyeceğini vurguladı.
Toplumsal birlik vurgusunu öne çıkaran Kıymaz, Türkiye’de Kürtler ve Türklerin yüzyıllardır iç içe yaşadığını hatırlatarak, ayrıştırıcı söylemlerin “toplumsal intihar” anlamına geleceğini ifade etti. Yazısında, “Bölücülük, bu topraklara yapılacak en büyük ihanettir” diyen Kıymaz, bu ihanetin sadece devlete değil, bu coğrafyada yaşayan herkese yöneldiğini kaydetti.
Köşe yazısını açık bir çağrıyla tamamlayan Zeynel Abidin Kıymaz, özellikle okumuş Kürt aydınlarına seslenerek, sokakları germek yerine aklıselimle hareket edilmesi gerektiğini belirtti. Kıymaz, “Kimlikleri değil, insanlığı büyütün. Etnik hassasiyetleri değil, ortak geleceği konuşun” sözleriyle birlik, adalet ve ortak akıl vurgusu yaptı.
İşte Zeynel Abidin Kıymaz'ın köşe yazısı…
KÜRT AYDINLARA AÇIK ÇAĞRIMDIR
Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde yoğunluklu yaşayan Kürtlerle Halep halkı arasında toplumsal bir çatışma yoktur. Sorun birlikte yaşam değildi.
KÜRT AYDINLARA AÇIK ÇAĞRIMDIR
Bu çağrı bir öfkenin değil,
bir tanıklığın,
bir tecrübenin
ve en önemlisi bu topraklara duyulan sorumluluğun ürünüdür.
Bu satırlar masa başından değil,
Suriye’yi dördü resmi, yedi kez baştan başa gezmiş,
Halep’in sokaklarını, mahallelerini, insanlarını tanımış birinin vicdanıyla yazıyorum.
Evet, bu güne kadar Suriye’de Kürtler vatandaş değildi.
Evet, insan yerine bile konulmadılar.
Suriye’de bu uygulama bir haksızlıktı, bu bir zulümdü.
Ama hakikat tek cümleyle anlatılamaz.
Gerçeği parçalayarak anlatmak, adalet değil kaos üretir.
Halep’in demografik yapısını bilen biri olarak açıkça söylüyorum:
Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde yoğunluklu yaşayan Kürtlerle Halep halkı arasında toplumsal bir çatışma yoktur.
Sorun birlikte yaşam değildi.
Sorun, bu mahallelerin silahlı yapılar (SDG) tarafından fiili alan hâkimiyetine dönüştürülmesiyle başladı.
Dünyanın hangi devletine giderseniz gidin;
merkezi otorite, kendi topraklarında silahlı alternatif yapılar kurulmasına izin vermez.
Önce uyarır, uyarı dinlenmezse müdahale eder.
Bu bir tercih değil, devlet olmanın asgari refleksidir.
Türkiye’de hendek olaylarında yaşananlar hâlâ hafızalarımızda.
Hiçbir devlet kendi otoritesi dışında bir yapıya sessiz kalmaz.
Sessiz kalan devlet, devlet olmaktan çıkar.
Burada durup düşünmek zorundayız.
İnsanlık adına sokağa çıkacaksak,
vicdanımız seçici olmamalıdır.
1982’de Hama ve Humus kuşatılıp, en acımasız şekilde
on binlerce insan evinde camisinde tecavüz edilerek hunharca katledilirken,
hangi aydınlarımız altı çizilen hassasiyetlerle sokaktaydı?
O zaman neden susuldu?
Bugün neden bu kadar yüksek ses var?
Bu sorular cevaplanmadan yapılan her çağrı,
iyi niyetli bile olsa yangına benzin taşır.
Bir gerçeği daha yüksek sesle söylemek zorundayız:
SDG unsurları bugün ABD ve İsrail’in üniformalarıyla,
onların silahlarıyla, onların politik hedefleriyle hareket eden emperyalist bir aparata dönüşmüştür.
Soruyorum sizlere, aydınlara soruyorum:
ABD bayraklarıyla, Trump posterleriyle bu coğrafyada özgürlük mü inşa edilecek?
Türkiye Cumhuriyeti yıkılarak, yerine kurulan bir yapı Kürt halkını gerçekten özgür mü kılacak?
ABD, bu topraklara demokrasi getirmek için mi geliyor,
yoksa kalıcı bir kaos için mi?
Biraz tarih…
Biraz akıl…
Biraz soğukkanlılık…
Bu coğrafyada Türkler ırkçılık yapmadı.
Sadece Kürtlere değil; Ermenilere, Süryanilere, Yahudilere, kendinden olmayana bile hoşgörüyle yaklaştı.
Yüzyıllardır komşuyuz, akrabayız, iç içeyiz.
Adıyaman’da nüfusun önemli bir bölümü Kürt–Türk evliliklerinden oluşuyor.
Soruyorum:
Kimi kimden ayıracaksınız?
Bu ayrımı nasıl yapacaksınız?
Adıyaman nüfusu 640.000; en az 300 bini Kürt anne Türk baba ya da tersi.
Benim annem Kürt, babam Türk. Damadımın biri Türk diğeri Kürt.
Torunlarımı hangi ölçüyle ayırt edeceksiniz?
Bu mümkün değil.
Bu akıl dışıdır.
Bu, toplumsal intihardır.
BÖLÜCÜLÜK, BU TOPRAKLARA YAPILACAK EN BÜYÜK İHANETTİR.
Bu ihanet sadece devlete değil,
bu coğrafyada yaşayan her insana yöneliktir.
Türkiye’de hepimiz eşit vatandaşız.
Kimse diğerinden üstün ya da ayrıcalıklı değildir.
Eksiklerine rağmen bu ülke, bölgesinin en rahat ve en demokratik ülkelerinden biridir.
O hâlde çağrım şudur:
Aydınlar,
kalemi olanlar,
sözü dinlenenler…
Cadde ve sokaklara inerek ortamı germeyin.
“Masum protesto” adı altında kitleleri ateşe sürüklemeyin.
Çünkü kalabalıklar ısındığında, akıl geri çekilir.
Masum gibi görünen yürüyüşler çok çabuk provoke edilebilir.
Küçük bir temas, sözlü bir taciz, kalabalıkları kontrolsüz bir kaosa sürükler.
Bizler 12 Eylül’de yaşadıklarımızla bunları gördük.
Artık yara kaşımayı bırakın.
Kimlikleri değil, insanlığı büyütün.
Etnik hassasiyetleri değil, ortak geleceği konuşun.
Ve özellikle sesleniyorum:
Okumuş Kürt aydınları,
bu dönemde daha fazla aklıselim göstermek zorundasınız.
Çünkü siz konuştuğunuzda,
sadece kendinizi değil, bir halkın kaderini etkiliyorsunuz.
Bu coğrafyanın ihtiyacı:
Bölünme değil birlik,
kaos değil adalet,
öfke değil ortak akıldır.