Ortadoğu’da tansiyon bir kez daha tehlikeli bir eşiğe dayandı. İran’da haftalardır süren protestoların bilançosu ağırlaşırken, Washington’dan gelen sert açıklamalar ve Tahran’dan yükselen tehditkâr mesajlar krizi küresel boyuta taşıdı. Son rakamlar binlerce can kaybına işaret ederken, İran yönetiminin “Hamaney’e saldırı olursa cihat ilan edilir” çıkışı dünya kamuoyunda şok etkisi yarattı. Peki sahada neler oluyor, bu sözler neyi hedefliyor, bölgeyi nasıl bir gelecek bekliyor?
25 gündür dinmeyen protestolar: Ölü sayısı neden bu kadar yükseldi?
İran, son yılların en geniş çaplı iç karışıklıklarından birini yaşıyor. Ekonomik darboğaz, yerel para biriminin sert değer kaybı ve hayat pahalılığı, Aralık ayının son günlerinde Tahran Büyük Çarşı’da başlayan protestoları kısa sürede ülke geneline yaydı. ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), son güncellemesinde hayatını kaybedenlerin sayısının 4 bin 519’a yükseldiğini duyurdu.
HRANA’ya göre, gösteriler sırasında 197’si güvenlik görevlisi olmak üzere binlerce kişi yaşamını yitirdi. Gözaltına alınanların sayısı ise 26 bini aştı. Bu tablo, protestoların yalnızca ekonomik taleplerle sınırlı kalmadığını; sert müdahalelerle derinleşen bir güvenlik krizine dönüştüğünü gösteriyor.
İnternet kısıtlamaları ve bilgi akışı: İran’da neler saklanıyor?
Protestoların şiddetlendiği günlerde internet erişiminin kesilmesi, İran’daki gelişmelerin doğrulanmasını zorlaştırdı. Son günlerde bağlantının kısmen ve sınırlı biçimde geri geldiği bildirilse de, sahadan gelen bilgiler parçalı. İranlı yetkililer, can kaybına ilişkin resmi ve kapsamlı bir rakam paylaşmazken; güvenlik güçlerinden 3 bin 700’den fazla yaralı olduğu ve “provokasyon” iddiasıyla binlerce kişinin gözaltına alındığı açıklandı.
Bu tablo, uluslararası kuruluşların şeffaflık çağrılarını artırırken, İran’ın uluslararası izolasyonunun daha da derinleştiğine işaret ediyor.
Tahran’dan kritik çıkış: “Hamaney’e saldırı, İslam dünyasına saldırıdır”
Krizin en çarpıcı boyutu ise Tahran’dan gelen siyasi ve dini mesajlar oldu. İran Parlamentosu’na bağlı Ulusal Güvenlik Komisyonu, ülkenin Yüksek Lideri Ayetullah Ali Hamaney’e yönelik olası bir saldırının “İslam dünyasına karşı savaş” sayılacağını ilan etti. Komisyon, böyle bir senaryoda İslam âlimlerinin fetvasıyla “cihat ilanı” sürecinin başlatılacağını duyurdu.
Bu açıklama, yalnızca iç kamuoyuna değil; ABD ve müttefiklerine dönük güçlü bir caydırıcılık mesajı olarak okundu. Tahran, liderliğe yönelik bir tehditte meseleyi uluslararası-dini bir zemine taşıyacağını net biçimde ortaya koydu.
Trump’ın sözleri sonrası gerilim tırmandı: Tesadüf mü, mesaj mı?
İran’dan gelen bu sert uyarı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hamaney’in uzun süredir devam eden yönetimine ilişkin çıkışlarının hemen ardından geldi. Trump’ın söylemleri, Tahran’da rejime dış müdahale algısını güçlendirdi. İran ordusundan bir generalin, ABD’den gelen askeri tehditleri “gürültü” olarak nitelemesi ve “Hamaney’e dokunanın dünyasını ateşe veririz” sözleri, askeri tonun da yükseldiğini gösterdi.
Uzmanlar, bu karşılıklı açıklamaların fiili bir çatışma niyetinden ziyade psikolojik üstünlük ve caydırıcılık hedeflediğini; ancak yanlış bir adımın kontrolsüz tırmanma riskini barındırdığını vurguluyor.
Sokaklardaki öfke, dış baskıyla birleşirse ne olur?
İran’daki gösteriler son günlerde görece sönümlense de, altta yatan ekonomik ve toplumsal sorunlar çözülmüş değil. İç baskı ile dış tehdit algısının birleşmesi, yönetimi daha sert güvenlik politikalarına itebilir. Bu da insan hakları ihlalleri, yeni yaptırımlar ve bölgesel gerilim ihtimalini artırıyor.
Analistler, Tahran’ın “cihat” söylemini en uç senaryo olarak masaya koyduğunu; bunun bir kırmızı çizgi ilanı olduğunu belirtiyor. Washington-Tahran hattında tansiyon düşürülmezse, söylemlerin sahadaki riskleri büyütmesi kaçınılmaz.
Hamaney’in sözleri ve tartışmalar: İçeride mesaj, dışarıda yankı
Ayetullah Hamaney’in yakın tarihte yaptığı ve gösteriler sırasında “dış bağlantılı unsurların büyük zarar verdiği” yönündeki açıklamaları da tartışmaları alevlendirdi. Bu söylem, yönetimin protestoları dış müdahale çerçevesinde okuduğunu; dolayısıyla sert tedbirleri meşrulaştırma zemini aradığını düşündürüyor.