Yenidevir Gazetesi Genel BRETT McGURK kimdir, yeni Lawrence mi?

BRETT McGURK kimdir, yeni Lawrence mi?

Obama'dan Trump'a, Biden'dan bugüne uzansn Suriye dosyasının etkili Amerikan bürokratlarından Brett McGurk, yıllar sonra Ahmed Şara’nın karşısına bu kez moderatör olarak çıktı. Peki Türkiye’de zaman zaman “Ortadoğu’nun yeni Lawrence’ı” benzetmesiyle anılan McGurk kim ve Suriye siyasetinde gerçekte nasıl bir rol oynadı?

7 Dakika
Okunma Süresi

Fatih Bayhan / Analiz köşe yazısı

Suriye siyasetinde gerçekte nasıl bir rol oynadı?

New York’ta yapılan son görüşmenin görüntüleri, Suriye savaşının son on beş yılını takip edenler açısından dikkat çekici bir tarihî ironi taşıyordu.

Bir tarafta Ahmed Şara; diğer tarafta ise Barack Obama döneminde DEAŞ’la mücadele stratejisinin ve Washington’ın Suriye Demokratik Güçleri/YPG eksenli politikasının önde gelen isimlerinden Brett McGurk...

Şara, 22 Eylül 2026’da Atlantic Council’da düzenlenen programda McGurk’un sorularını cevapladı. McGurk, Rusya ve Türkiye’nin Suriye’deki askerî mevcudiyetini gündeme getirdi. Şara ise Rus üslerinin yaklaşık 170’ten ikiye düştüğünü, Türkiye’nin kuzeybatıdaki askerî varlığının da Suriye Halk Meclisi’nin onaylayacağı hukuki bir zemine kavuşturulması üzerinde çalışıldığını söyledi. Ayrıca uzun vadeli hedefinin Suriye’de yabancı askerî üslerin bulunmaması olduğunu belirtti. 

Bu sahne McGurk’un geçmişteki rolünü yeniden gündeme getiriyor.

BRETT McGURK KİMDİR?

Brett McGurk, Amerikan Ortadoğu politikasında tek bir yönetime bağlı kalmadan görev yapabilmiş isimlerden biri.

Irak dosyasında George W. Bush döneminde görev aldı; Obama yönetiminde DEAŞ’la Mücadele Küresel Koalisyonu Başkanlık Özel Temsilciliğine yükseldi. Donald Trump yönetiminin ilk döneminde de görevini sürdürdü ancak Trump’ın 2018’de Suriye’den Amerikan askerlerini çekme kararının ardından istifa etti.

Joe Biden döneminde ise Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü olarak yeniden yönetimin merkezine döndü.

McGurk’un Suriye politikasındaki ayırt edici özelliği, DEAŞ’a karşı geniş çaplı Amerikan kara kuvvetleri göndermek yerine yerel silahlı unsurların Amerikan hava gücü ve özel kuvvetleriyle desteklenmesi modelinin güçlü savunucularından olmasıydı.

McGurk bunu 2019'da oldukça açık biçimde anlattı. ABD'nin Suriye'de yaklaşık 60 bin kişilik Suriyeli bir güç oluşturduğunu ve savaşın büyük bölümünü bu güç üzerinden yürüttüğünü söyledi. 

KOBANİ, YPG VE WASHINGTON'IN KIRILMA NOKTASI

McGurk'un Türkiye açısından tartışmalı hâle gelmesinin merkezinde YPG bulunuyor.

2014'te DEAŞ'ın Kobani'ye saldırması üzerine Obama yönetimi bölgedeki Kürt güçlerine havadan yardım ulaştırdı. McGurk daha sonra PBS'ye verdiği mülakatta, Türkiye'nin itirazlarına rağmen Obama'nın hava yoluyla ikmal kararı aldığını doğruladı. McGurk'a göre Kobani, bu destek sağlanmasaydı düşebilirdi. 

Sonraki süreçte YPG, ABD'nin desteklediği Suriye Demokratik Güçleri'nin askerî omurgasını oluşturdu.

Silahlandırma meselesi ise Ankara-Washington ilişkilerinin en ağır krizlerinden birine dönüştü. 2016'da Amerikan yetkilileri silahların SDG'nin Arap unsurlarına verildiğini savunurken, bir YPG komutanı Amerikan desteğinin YPG'ye de ulaştığını söylüyordu. 

Türkiye, YPG'yi PKK'nın Suriye yapılanması olarak görüyor. Washington ise DEAŞ'la mücadelede SDG'yi sahadaki temel ortaklarından biri olarak tanımladı.

McGurk tam da bu politikanın Washington'daki en görünür savunucularından biriydi.

NEDEN “LAWRENCE” BENZETMESİ?

McGurk için “Ortadoğu'nun yeni Lawrence'ı” veya “Kürdistan Lawrence'ı” benzetmesi yeni değil.

2017'de gazeteci Murat Yetkin, bazı Türk yetkililerin McGurk'un faaliyetlerini T. E. Lawrence'ın Birinci Dünya Savaşı sırasındaki rolüne benzettiğini yazmıştı. (Hürriyet Daily News)

Benzetme elbette tarihsel bir analoji; McGurk'un resmî unvanı veya tarafsız bir tarihsel sınıflandırma değil.

Fakat benzetmenin Türkiye'de neden karşılık bulduğunu anlamak zor değil: Washington'ın yerel silahlı unsurlarla kurduğu ilişkiler, sınırların ve nüfuz alanlarının geleceğine ilişkin tartışmalar ve Amerikan diplomasisinin askerî güçle eş zamanlı yürütülmesi.

RAKKA: DEAŞ YENİLDİ, AMA ŞEHİR AĞIR BEDEL ÖDEDİ

McGurk dönemindeki Amerikan politikasını değerlendirirken iki ayrı gerçeği birbirinden ayırmak gerekiyor.

Birincisi, ABD öncülüğündeki koalisyon ve SDG, DEAŞ'ın Suriye'deki toprak hâkimiyetinin sona erdirilmesinde belirleyici rol oynadı.

İkincisi ise Rakka başta olmak üzere yürütülen hava harekâtlarının ağır sivil kayıplara ve büyük yıkıma yol açmasıydı.

Bu nedenle “McGurk DEAŞ'a ön açtı” şeklindeki iddiayı doğrulanmış tarihsel bir olgu olarak yazmak doğru olmaz. Mevcut belgeler McGurk'u DEAŞ'a karşı Amerikan stratejisinin mimarlarından biri olarak gösteriyor.

Buna karşılık, DEAŞ'la mücadele gerekçesiyle oluşturulan askerî düzenin Suriye'de YPG/SDG'nin kontrol alanını olağanüstü ölçüde genişlettiği tartışmasız bir jeopolitik sonuçtur.

Nitekim McGurk'un kendisi de 2019'da Fırat boyunca Ruslarla fiilî sınırlar oluşturduklarını anlatıyor ve Amerikan askerî varlığının sahadaki siyasi pazarlık gücü açısından önemini açıkça savunuyordu. (CBS News)

RUSYA'YI SURİYE'YE OBAMA MI DAVET ETTİ?

Burada sık tekrarlanan bir iddiayı da tarihî kayıt açısından düzeltmek gerekiyor.

“Obama, Rusya'yı bizzat Suriye'ye davet etti” cümlesinin literal anlamıyla doğrulanmış olduğunu söylemek mümkün değil.

Rusya, 30 Eylül 2015'te kendi kararıyla askerî müdahaleye başladı. Obama yönetimi müdahaleyi desteklemedi; dönemin Amerikan yönetimi Rusya'nın Esed yönetimini askerî olarak ayakta tuttuğunu açıkça söylüyordu. Beyaz Saray kayıtları da Washington ile Moskova arasındaki temasların Rusya'yı savaşa davet etmekten ziyade iki ülkenin askerî operasyonlarının çatışmasını önleyecek “deconfliction” mekanizmasına odaklandığını gösteriyor. 

Bununla birlikte Obama yönetiminin Suriye politikalarının Rusya'nın doldurduğu bir stratejik boşluk yarattığıdeğerlendirmesi o dönemde Amerikan siyasetinde ve uzman çevrelerinde de yoğun biçimde tartışıldı. Ancak bu, “Obama Putin'i davet etti” şeklindeki somut iddiadan farklı bir siyasi değerlendirmedir. 

TARİHİN İRONİSİ: KARŞISINDA AHMED ŞARA VAR

Son New York buluşmasını dikkat çekici kılan asıl nokta burada.

McGurk yıllarca Amerikan devletinin Suriye politikasını şekillendiren aktörlerden biri olarak sahadaydı. Ahmed Şara ise o yıllarda Amerikan güvenlik politikasının hedef aldığı silahlı yapılardan gelen bir isimdi.

2026'da tablo tamamen değişmiş durumda.

McGurk artık Amerikan hükümetini temsil etmiyor; Atlantic Council'da distinguished fellow olarak bulunuyor.

Şara ise Suriye Cumhurbaşkanı sıfatıyla karşısında oturuyor.

Üstelik McGurk'un sorularından biri Türkiye'nin askerî mevcudiyetine geliyor.

Şara'nın cevabı önemli:

Damascus yönetimi, Türkiye'nin kalan askerî varlığının Suriye parlamentosunun onaylayacağı hukuki statüye kavuşturulması üzerinde çalışıyor. Aynı konuşmada Rus üslerinin yaklaşık 170'ten ikiye indiğini söylüyor. 

Dolayısıyla Şara'nın cevabını “Türkiye Suriye'de süresiz kalacak” biçiminde okumak da eksik olur. Çünkü aynı konuşmada nihai hedefinin yabancı askerî üslerin bulunmadığı tam egemen bir Suriye olduğunu açıkça ifade ediyor. 

DÜN HEDEFTİ, BUGÜN MUHATAP

Sahnenin belki de en çarpıcı tarafı başka.

McGurk, Şara'ya 11 Eylül saldırılarının 25. yılı üzerinden geçmişiyle ilgili soru yöneltti.

Şara'nın cevabı:“Benim bununla hiçbir ilgim yoktu. O zaman 13 yaşındaydım.”

Şara ardından ABD'de hayatını kaybedenler kadar Ortadoğu'da Amerikan politikaları nedeniyle hayatını kaybedenlerden de söz etti. 

McGurk görüşmenin ardından verdiği röportajda ise Şara'nın geçmişine ilişkin sorularına yeterince doğrudan cevap vermediğini düşündüğünü söyledi. (

MCGURK'UN SURİYE MİRASI

Brett McGurk'u yalnızca tek kişinin kurduğu büyük bir komplonun “senaristi” olarak tarif etmek tarihî süreci gereğinden fazla kişiselleştirir.

Fakat onu sıradan bir Amerikan diplomatı olarak görmek de eksik kalır.

McGurk; ABD'nin DEAŞ'a karşı yerel ortaklarla savaşma modelinin, SDG/YPG ile kurduğu askerî ilişkinin ve Amerikan askerî varlığını Suriye'nin geleceğine ilişkin müzakerelerde bir kaldıraç olarak kullanma politikasının en etkili savunucularından biriydi. Kendi açıklamaları da bu stratejik yaklaşımını ortaya koyuyor. 

Türkiye açısından asıl kırılma ise DEAŞ'la mücadele için tercih edilen ortağın YPG olmasıydı. Washington bunu askerî zorunluluk olarak savunurken Ankara, bu tercihin kendi ulusal güvenliğini tehdit eden bir yapı oluşturduğunu söyledi.

On yıl sonra McGurk'un karşısında artık savaşın ilk yıllarındaki Suriye yok.

Esed yönetimi yok.

İran'ın eski nüfuzu yok.

Rusya'nın askerî ağı büyük ölçüde küçülmüş durumda.

Ve McGurk'un yıllarca savunduğu Amerikan askerî varlığı da eski biçimiyle sahada değil.

Bu yüzden New York'taki görüntünün sembolik anlamı güçlü:

Suriye için masa kuranlardan biri, yıllar sonra değişen Suriye'nin Cumhurbaşkanına soru soruyor.

Ancak tarihin hükmünü sloganlardan çok sonuçlar verecek. Suriye'nin bundan sonra Türkiye, ABD, Rusya, İsrail ve kendi içindeki Kürt unsurlarla kuracağı ilişkinin niteliği, McGurk döneminde şekillenen düzenin gerçekten sona erip ermediğini gösterecek.Tarih inşallah son yüzyılın hesaplaşmasında bize böyle bol bol sahneler yaşatır, mazlumların, şehit edilenlerin, haince katledilenlerin hesaplarının siyasi arenada da sorulması allahın adalet anlayışının tecellisidir.