Yenidevir Gazetesi Genel ABD’nin Nazi’si

ABD’nin Nazi’si

Federal ajanların Minnesota’da bir protestocuyu öldürmesinin ardından ICE ve Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, kamuoyunda “Nazi” olarak anılmaya başladı. Bovino’nun, olay sonrası yaptığı sert açıklamalar ve federal göç politikalarındaki rolü tepkilerin merkezine yerleşti. Görgü tanıkları ve videolar, resmi makamların “tehdit” anlatısıyla çelişirken eleştiriler daha da büyüdü. ABD basınında Bovino’nun görevden alındığı iddia edilse de Beyaz Saray ve İç Güvenlik Bakanlığı bu haberleri yalanladı.

3 Dakika
Okunma Süresi

ABD’de federal göç politikalarının en sert uygulayıcılarından biri olarak bilinen Sınır Devriyesi (Border Patrol) Komutanı Gregory “Greg” Bovino, Minnesota’da bir protestocunun federal ajanlar tarafından öldürülmesinin ardından büyüyen tepkilerin merkezine oturdu. Bovino’ya yöneltilen eleştirilerde en dikkat çekici unsur ise sosyal medyada ve kamuoyunda giderek yaygınlaşan “Nazi” benzetmesi oldu.

ABD basınında yer alan haberlere göre, 24 Ocak’ta Minnesota’da federal ajanların 37 yaşındaki protestocu Alex Pretti’yi vurarak öldürmesi sonrası yaptığı açıklamalar Bovino’yu hedef haline getirdi. Federal yetkililer Pretti’nin silahlı olduğunu ve “tehdit oluşturduğunu” savunurken, görgü tanıklarının ifadeleri ve vatandaşlar tarafından çekilen videolar bu anlatıyla çelişti. Görüntülerde Pretti’nin silahını ateşlemediği, aksine telefonuyla kayıt yaptığı ve resmi makamların tarif ettiği türden bir tehdidin görünmediği öne sürüldü.

Bu tablo, federal göç ve güvenlik politikalarına yönelik eleştirileri sertleştirirken, Bovino’nun yaklaşımı “otoriter”, “orantısız” ve “baskıcı” bulunarak Nazi Almanyası’ndaki güvenlik aygıtlarına benzetildi. Özellikle ICE ve Border Patrol operasyonlarının sertliği üzerinden yapılan bu benzetmeler, Bovino’nun şahsında sembolleşti.

Tartışmalar sürerken ABD basınında Bovino’nun görevden alındığına dair iddialar da gündeme geldi. The Atlantic, Pazartesi günü saat 18.30 sularında Bovino’nun “görevden alındığını” ve “commander-at-large” pozisyonundan Kaliforniya’daki El Centro’ya geri döndüğünü yazdı. Haberde, Bovino’nun yakında emekli olacağı beklentisine de yer verildi.

Ancak Beyaz Saray ve ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) bu iddiaları net bir dille reddetti. DHS Sözcüsü Tricia McLaughlin, X üzerinden yaptığı açıklamada Bovino’nun görevden alınmadığını belirterek, “Başkanın ekibinin kilit bir parçası ve büyük bir Amerikalı” ifadelerini kullandı. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt de Bovino’nun “ülke genelinde Gümrük ve Sınır Devriyesi’ni yönetmeye devam edeceğini” söyledi.

Buna karşın Wall Street Journal, ismi açıklanmayan yetkililere dayandırdığı haberinde, Bovino’nun bazı ajanlarıyla birlikte “çok yakında” Minnesota’dan ayrılacağını yazdı. Bu durum, görevden alma iddiaları resmen yalanlansa da Bovino’nun sahadaki rolünün fiilen sınırlandırıldığı yorumlarına yol açtı.

CNN’in aktardığına göre DHS, artan tepkiler üzerine Bovino’nun sosyal medya hesaplarına erişimini askıya aldı. Bovino’nun, bazı milletvekillerinin Pretti’nin ölümüyle ilgili paylaşımlarına X üzerinden sert yanıtlar verdiği ve bu paylaşımların eleştirileri daha da alevlendirdiği belirtildi. Sosyal medya kısıtlaması, yönetimin krizi kontrol altına alma çabasının bir parçası olarak değerlendirildi.

ABD Başkanı Donald Trump ise Minnesota’daki gerilimin düşebileceğine işaret eden açıklamalar yaptı. Trump, Truth Social’da Minnesota Valisi Tim Walz ile “çok iyi bir görüşme” gerçekleştirdiğini yazdı. Walz cephesinden yapılan açıklamada, valinin Alex Pretti ve Good’un ölümlerine ilişkin bağımsız soruşturma talep ettiği ve eyaletteki federal ajan sayısının azaltılmasını istediği belirtildi. Trump ayrıca Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey ile de “çok iyi bir telefon görüşmesi” yaptığını belirterek “İlerleme kaydediliyor!” ifadelerini kullandı.

Tüm bu gelişmeler, Gregory Bovino’nun görev durumuna ilişkin belirsizliği sürdürürken, asıl tartışmanın onun şahsında somutlaşan federal güvenlik anlayışı ve bu anlayışa yöneltilen “Nazi” benzetmesi etrafında yoğunlaştığını gösteriyor. ABD kamuoyunda giderek daha yüksek sesle dile getirilen bu benzetme, yalnızca bir kişiye değil, Trump döneminde şekillenen sert göç ve güvenlik politikalarına yönelik daha geniş bir itirazın sembolü olarak öne çıkıyor.