Babası’nın vefatı sonrası Akif’in hayatındaki kırılmalar yaşadı?
F. Bayhan : Mehmed Akif’in hayatındaki en önemli kırılmaların ilki daha çocuk yaşında sayılacak günlerinde en büyük dayanağı olan babasını kaybetmiş olmasıdır diyebiliriz. Babası o’na hem babalık hemde hocalık yapıyor, aynı zamanda maişetini de sağlıyordu. Tahir Efendi’nin vefatıyla Akif, 14 yaşında yalnız kalmanın yanında annesi ve kız kardeşinin sorumluluğınu da omuzlarına yüklenmiş hissetti. Ne yapabilirdi o yaşında bir çocuk? Henüz bu sual cevap bulmamışken büyük Sultanahmet yangını yaşandı. Ve maalesef oturdukları ev o büyük yangında kül oldu. Şimdi daha derin bir fakru zaruret içine düşmüşlerdi. Çaresizlik içindeyken Babasının dostu Prizrenli dostunun başalttığı bir yardım ve destek çağrısıyla bir miktar para toplandı. Akif, toplanan bu parayla ve babasının dostlarının ustalık ve işçilikle de yardımıyla yeniden ahşap evi inşaa edildi ve barınma sorunu böylece çözülmüş oldu.
Ancak babasının yokluğu içinde derin bir hüznü besliyordu. Her geçen gün artan bu hüzün, Akif’i yaşı itibariyle de hem yoğurmuş hemde daha müşfik, merhametli ve insani yanı güçlü hale getirmiştir. Hayatın acı ve gerçek yüzüyle çocuk denecek yaşta yüzleşmek bir taraftanda onu diri tutmuş, mücadeleci yanını da beslemiştir.
Mülkiye mektebine kayıt yaptırmıştı babasıyla, üzerinden bir yıl geçmişti. Şimdi babasının yokluğu gibi bir gerçekliğin yanında evin iaşesi de omuzlarına bindiği için maişetin teminini düşünür halde buldu kendisini. O yıl Sultan Abdulhamid’in talimatıyla açılan Baytar Fakültesi, Mülkiye’ye bağlı bir okul olarak açılmış ve mezunlarına da hemen iş başı imkanı sunulduğu ilan edilmişti,.
Mehmed Akif, okul değişikliğine kararverdi. Mülkiye’den kaydını sildirerek adeta iş garantisi gördüğü Baytar fakültesine kaydını yaptırdı. Görünürde alakasız bir bölüm gibiydi. Zira Akif, babasından arapça ve dini ilimler tahsilini yapmış, Buhari mejktebinde de normal eğitim almıştı. Baytar mı olmak istiyordu? Hayır ama hayat şartları onu bu fakülteyi tercihe mecbur bıraktı.
Peki Nasıl bir Eğitim dönemi geçirdi?
F. Bayhan : Bu şartların doğurduğu duruma Akif hızlıca alıştı. Zira Baytar’lık Fakültesinde çok donanımlı hocalardan okudu. Türkiye’de mikrobiyoloji alanında ilk çalışmaları da yapan, Pauster’in de talebesi olan Rifat Abdurrahman gibi önemli bir isim dersleri sevmesini sağladı. İlerleyen dönemde göreceğiz, aşı’yı bulan Pauster’i çok severdi Akif, hatta kütüphanesinde fotoğrafını bulundurur, zaman zaman fotoğrafına dokunarak sevgisini ifade ederdi. 4 yıl aldığı eğitim boyunca ailesini okul çıkışlarına yaptığı çalışmalarla da maişete katkı verdi. Nihayet okulu birincilikle bitirdi ve Orman Maadin Nazırlığına Baytar Müfettişi olarak vazifeye başladı.
Akif’in birincilikle tamamlaması önemlidir. Bu, onun karakterini de ele veren bir sonuçtur aslında. Zira başına geçtiği her işi layıkıyla yapma ve sonuca ulaştırmak gibi ısrarcı bir gayreti vardır. Eğitim yolunda da bu karakteri yol gösterici oluyor.
Peki Şiir’e olan ilgisi ne zaman başlıyor?
F. Bayhan : Mehmed Akif’in şiir’le olan iltisakı Baytar fakültesi öğrenciliği sırasında başlıyor. Şiir’e merak sarıyor. Ama bu merakta kesinlikle hocaları arasında edebiyata meraklı olan isimlerin büyük etkisi var. Zira Akif, daha o yıllarda dönemin usta şairlerinden haberdar, eserlerini takip eder ve üslup arayışı içindedir. Nitekim dönemin etkili şairlerinden Muallim Naci’yi bu konuda anmalıyız. Zira Naci, bir çok şairi etkilediği gibi Genç Mehmed Akif’i de şiir yolculuğunda çok etkilemiştir. Akif, vakit buldukça derslerinin arasında sıkıştırdığı kağıtlara şiirler yazmaya başlamış, ancak bu şiirler mahiyet itibariyle Muallim Naci etkisindedir.
O dönem yazdığı şiirleri görme şansımız pek olmuyor, zira şiirlerini gösterdiği hocası Akif’in yazdığı şiirleri okuduktan sonra onunla bir konuşma yapıyor. Diyor ki, “bu şiirlerde Muallim Naci var. Çok mu seviyorsun tarzını?
Akif, Muallim Naci’den etkilediğini zaten açık olunca da gizleme lüzumu duymuyor.
Ancak hocası, onu “Mehmed Akif” yapan şu uyarıyı yapıyor;
“Evladım, memleketin Muallim Naci’lere ihtiyacı olsa zaten o’ndan bir tane var. O’ndan etkilendiğin aşikar, lakin ona benzemeye çalışmakta nedir? Sen Mehmed Akif’sin, kendi tarzını seç. Kendi üslubunu bul” diyor.
Hocasının bu uyarısı Mehmed Akif’te büyük bir tesir yapacaktır. O ana kadar yazdığı şiirlerini ve şiir defterini yırtmayı tercih eder. Ben şahsen bu uyarıdan çok utandığını düşünüyorum. Zira o, şiirlerini gösterdiği hocasının “Muallim Naci etkisini fark etmiş olmasını gururuna yediremiyor. Sanki ‘Ondan kopya çekmiş gibi hissediyor. Bunun verdiği utançla bu defteri yırtmış olabilir…
O zaman Akif’in kendi şiir yolculuğu başlıyor…peki ya Memuriyeti ?
F. Bayhan : Evet, Akif’in kendi yolculuğu bu uyarıdan sonra başlamıştır diyebiliriz. Okul bitince tabiki memuriyet hayatı başlıyor. İlk görev yeri Tekirdağ. Oradan Balkanlar’a geçiyor. Yaklaşık üç yıl burada görev yapıyor. Gidiş gelişlerle, ardından Rumeli, ardından V. Ordu’nun Atlarının teftişi için Adana, Halep ve Şam’a geçiyor. Mesleğinde çok iyidir. Titiz ve itinalıdır.
Burada bir detayın altını çizelim. Akif, babasıyla beraber hiç gidemediği Büyük babas’ının memleketi bugünkü Kosova’ya, ipek Suşisa köyüne de ilk görevi sebebiyle gitme imkanı buluyor. Burada amcası ve amcazadeleriyle buluşuyor, tanışıyor ve bir miktar burada kalıyor.
Bu görevlerini yaparken şiir yazımına da devam ediyor. Cebinde küçük bir defteri var. Gittiği köy’de, kahve’de yeni duyduğu her kelime ve kavramı buraya not alıyor. Vakit buldukça o kelime ve kavramların anlamlarına dair okumalar yapıyor. Diyebiliriz ki, Baytar Mesleği Akif’in Anadolu’yu görmesine, tanımasına, insanımızı gerçek zemininde tanışmasına sebep olmuştur. Yani Akif, İstanbul’da bohem bir hayat yaşayıp, afaki metinler yazan bir şair değil, hayatın tam içinden, gerçek hikayelerden beslenerek şiirler yazan bir şair’dir. Safahat bunun örnekleriyle doludur. Mahalle Kahvesi şiiri, Hasta şiiri, Asım Şiirindeki diyaloglar, Süleymaniye Kürsüsü ve daha birçoğu…
Akif’in sanat anlayışını da bu durum “Sanat, Halk içindir” tarafında hizalamıştır diyebiliriz.
YARIN;
- Mehmed Akif’in dergi yayıncılığı nasıl başladı?
- İstanbul Ulemasıyla nasıl buluştu?
- İmparatorluğun çalkantılı günlerinde nasıl hayat sürdü?
- Fikir ve Düşünce iklimi nasıl beslendi?