Türkiye, İran’ın iç karışıklığa sürüklenmesini istemiyor, çünkü böyle bir senaryonun sınır güvenliğinden göçe, etnik çatışmalardan terör örgütlerinin yeniden canlanmasına kadar doğrudan ve ağır sonuçlar doğurma riski bulunuyor. İran’da devlet otoritesinin zayıflaması, Irak ve Suriye’de yaşanan güvenlik boşluklarının daha geniş ve kontrolsüz bir versiyonunu ortaya çıkarabilir. Özellikle PKK’nın PJAK yapılanması ve İran içindeki fay hatları, krizi Türkiye açısından stratejik bir tehdide dönüştürüyor.
Ankara, askeri hazırlıklarını artırırken asıl ağırlığı çatışmayı durduracak diplomasiye veriyor. Türkiye, Tahran’la temaslarını sürdürürken Washington’la da görüşerek olası bir müdahaleyi engellemeye çalışıyor. Ankara’nın hedefi, krizi sınırlarının dışında tutmak ve İran’ın parçalanmasının tüm bölgeye yayılacak bir kaosa dönüşmesini önlemek.
ABD Başkanı Trump’ın askeri müdahaleyi dışlamayan açıklamaları, Avrupa’nın yaptırım hazırlıkları, Rusya ve Çin’in Tahran’a verdiği açık destek, gerilimi küresel güç rekabetinin merkezine taşıdı. Tahran, ABD’nin olası saldırısı halinde bölge ülkelerindeki Amerikan üslerini hedef alacağını bildirdi.
İran’da 28 Aralık’ta hayat pahalığına karşı başlayan ve kısa sürede rejim karşıtı protestolara dönüşen gösteriler, yalnızca ülke içini değil, bölgesel ve küresel dengeleri de sarsan çok katmanlı bir krize evrildi. Tahran yönetiminin sert müdahalesi, binlerce can kaybı ve tutuklama iddiaları, Batı’dan gelen yaptırım ve askeri müdahale sinyalleri, Rusya ve Çin’in açık destek açıklamalarıyla birlikte tablo giderek karmaşıklaşıyor. Bu tablo içinde Türkiye ise hem güvenlik hem diplomasi boyutunda sessiz ama yoğun bir hazırlık süreci yürütüyor.
Trump’tan Sert Mesajlar
ABD Başkanı Donald Trump, İran’daki protestolara ilişkin yaptığı açıklamalarda “gerçekten çok kötü şeyler olduğunu” söyleyerek, Beyaz Saray’da acil değerlendirmeler yapılacağını duyurdu. Trump, can kayıplarına ilişkin net istihbarat beklediklerini, rakamların doğrulanmasının ardından “ona göre hareket edeceklerini” ifade etti. ABD’nin İran’a yönelik muhtemel hava saldırılarına ilişkin bir soruya ise, “Asla bilemezsiniz” yanıtını verdi ve askeri seçenekleri dışlamadı.
Trump’ın “İran halkı özgürlüğü hak ediyor” vurgusu ve İran yönetimini Venezuela ile kıyaslayan açıklamaları, Washington’un söylem düzeyinde rejim karşıtı pozisyonunu sertleştirdiğine işaret ederken, ABD askerlerinin İran’a gönderilip gönderilmeyeceği sorusuna net bir yanıt vermemesi, belirsizliği daha da artırdı.
Avrupa’dan Yaptırım Hazırlığı
İran’daki sert müdahaleye karşı Avrupa cephesinde de diplomatik adımlar hızlandı. Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, İspanya, Hollanda, Finlandiya, Portekiz ve Belçika başta olmak üzere çok sayıda Avrupa ülkesi, protestoculara yönelik şiddeti kınamak üzere İranlı büyükelçileri istişareye çağırdı. Brüksel’deki İran büyükelçisi de AB yetkilileri tarafından çağrıldı.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ölü ve yaralı sayısının “dehşet verici” olduğunu belirterek İran’a yönelik ek yaptırımların hazırlanması için sürecin hızlandırıldığını açıkladı.
Moskova ve Pekin’den Washington’a Karşı Net Duruş
Rusya ve Çin ise İran konusunda ABD’ye açık mesajlar verdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, ABD’nin İran topraklarına yönelik askeri saldırı tehditlerini “kesinlikle kabul edilemez” olarak niteledi. Zaharova, Batı’nın uzun yıllardır uyguladığı yaptırımların İran’daki ekonomik ve toplumsal sorunları derinleştirdiğini, protestoların ise dış müdahalelerle şiddet sarmalına sürüklendiğini savundu.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian da Pekin’in ülkelerin iç işlerine müdahaleye ve güç kullanımına karşı olduğunu vurgulayarak, Çin’in İran’ın istikrarını korumasını umduğunu ve bu yönde desteklediğini açıkladı.
Krizin askeri boyutunu büyüten en kritik gelişmelerden biri, üst düzey bir İranlı yetkilinin Reuters’a yaptığı açıklamalar oldu. Buna göre Tahran, ABD’nin İran’ı hedef alması halinde Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye dâhil bölge ülkelerinde bulunan ABD üslerinin hedef alınacağını bu ülkelere bildirdi. İran yönetimi, bölge ülkelerinden Washington’u saldırıdan vazgeçirmeleri için diplomatik baskı yapmalarını istedi.
Aynı yetkili, ABD Başkanı Trump’ın müdahale tehditleri sonrası İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile ABD Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff arasındaki doğrudan iletişimin askıya alındığını, planlanan diplomatik görüşmelerin iptal edildiğini de açıkladı.
Ağır Bilanço
ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri (HRA) örgütüne göre protestolarda 2 bin 403’ü protestocu, 142’si güvenlik görevlisi olmak üzere toplam 2 bin 571 kişi hayatını kaybetti. En az bin 134 kişi ağır yaralandı, 31 eyalette 187 kente yayılan gösterilerde 18 binden fazla kişi tutuklandı. İnternet gözlem grubu Netblocks ise ülkede 5 buçuk günü aşan internet kesintisinin sürdüğünü bildirdi.
İran yargısı ise sert bir çizgi izliyor. Yargı Erki Başkanı Gulamhüseyin Muhsin Ejei, şiddet olaylarına karışanlar için hızlı yargılama talimatı verirken, 26 yaşındaki Erfan Soltani’nin “devlete karşı savaş açmak” suçlamasıyla idama mahkûm edilmesi, infazların sürebileceği endişesini artırdı.
Ankara’nın Hazırlıkları
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye krizin doğrudan etki alanında yer alan ülke olarak hem diplomatik hem askeri-güvenlik hazırlıklarını artırmış durumda. Diplomatik kaynaklara göre Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile art arda görüşmeler yaparak bölgedeki gerilimin düşürülmesi ve müzakere kanallarının açık tutulması gerektiğini vurguladı. Türkiye, İranlı yetkililerle temaslarının yanı sıra ABD’li makamlarla da görüşmeler yürütüyor ve olası bir askeri tırmanmayı engellemeye yönelik arabulucu rolünü güçlendirmeye çalışıyor.
Dışişleri kaynakları, Ankara’nın temel önceliğinin çatışmanın bölgeye yayılmasını önlemek ve Türkiye’nin doğrudan güvenliğini ilgilendiren riskleri kontrol altında tutmak olduğunu belirtiyor.
Göç ve Etnik Çatışma Riski
Türkiye açısından risk yalnızca diplomatik değil. Güvenlik kaynaklarına göre İran’daki olası bir iç savaş veya devlet otoritesinin zayıflaması, göç, etnik çatışmalar ve terör örgütlerinin yeniden canlanması gibi sonuçlar doğurabilir. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İran sınırındaki kara unsurları ve İHA destekli gözlem faaliyetlerinin artırılmasına yönelik hazırlıklar bulunuyor.
Haziran 2025’teki 12 günlük İran-İsrail savaşı sırasında geliştirilen “sınırın İran tarafında göçü tutma” formülünün, risk artması halinde yeniden devreye sokulabileceği belirtiliyor. Ancak şu aşamada Türkiye’ye yönelik fiili bir göç dalgası bulunmuyor.
En kritik başlıklardan biri ise terör riski. İran’daki belirsizlik, PKK’nın İran kolu PJAK’ın yeniden hareketlenmesi ihtimalini gündeme getiriyor. PJAK’ın Haziran 2025’te ABD’nin İran’a yönelik operasyonu sırasında rejim karşıtı bir pozisyon alması ve son dönemde rejim muhaliflerine destek açıklamaları yapması, Ankara’da yakından izleniyor. Türkiye, Irak ve Suriye örneklerinde yaşadığı güvenlik maliyetlerinin benzerini İran kaynaklı bir senaryoda yaşamamak için hazırlıklarını çok boyutlu yürütüyor.
Gerilimin İsrail’e sıçrama ihtimali de yakından takip ediliyor. FlightRadar verilerine göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya tahsis edilen “Wings of Zion” adlı uçağın ülke dışına çıkarılması, uluslararası basında olası bir ABD-İran çatışması senaryosuna bağlandı. Netanyahu’nun uçakta bulunmadığı belirtilirken, ABD’nin İran’ı vurması halinde Tahran’ın İsrail’i de hedef alabileceği yorumları yapılıyor.
Bölgesel Domino Etkisi
Diplomatik ve güvenlik kaynaklarına göre İran krizi, hem iç dinamikleri hem de coğrafi konumu nedeniyle “domino etkisi” yaratabilecek nitelikte. Krizin büyümesi, Orta Doğu genelinde yeni çatışma alanları, terör tehditleri ve insani krizler doğurabilir. Bu nedenle Türkiye, bir yandan sınır güvenliğini ve iç istikrarını garanti altına almaya çalışırken, diğer yandan diplomasiyi canlı tutarak askeri senaryoların önüne geçmeyi hedefliyor.
Ankara’nın yaklaşımı özetle şu eksende şekilleniyor: İran’daki krizin bölgesel bir savaşa dönüşmemesi, terör ve göç risklerinin sınırın ötesinde kontrol altında tutulması ve diplomatik kanalların tamamen kopmasının engellenmesi. Önümüzdeki günler, bu çok boyutlu denklemin hangi yöne evrileceğini belirleyecek.