Ukrayna merkezli haber sitesi CEMAAT Media'da Osman Paşayev imzasıyla yayımlanan analizde, Rusya'nın Kırım'da artan askeri baskı ve Ukrayna'nın saldırıları sonrasında Kırım Tatarlarını hedef alabilecek olası senaryolar ele alınıyor. Paşayev, yazısında Moskova'nın geçmişte hazırladığı iddia edilen planların yeniden gündeme gelebileceğini öne sürüyor. Aşağıdaki metin, CEMAAT Media'da yayımlanan analizden Türkçeye çevrilmiş haliyle aktarılmaktadır.
işte Osman Paşayev’in analizi…
Rusya perspektifinden “Kırım Tatar sorunu” çözüm senaryoları
İşgalcilerin askeri altyapısına yönelik Ukrayna darbeleri nedeniyle Kırım’daki durumun keskin bir şekilde kötüleşmesi, Rus gizli servislerinin daha 2014 yılında hazırladığı planları yarımadada yeniden canlandırdı.
CEMAAT Media, (Ukrayna’da yayın yapan haber sitesi) ilk sinyalleri Haziran ayının sonunda tespit etti.
O dönemde Doğu Kırım’ın birkaç köyünde, insansız hava araçlarının (İHA) Kırım Tatarları tarafından fırlatıldığına dair söylentiler yayılmaya başladı.
İddiaya göre Ukrayna anakarasından kalkan dronların Rus hava savunmasını aşarak cephe gerisinin bu kadar derinlerine ulaşması imkansızdı.
Saint Petersburg, Ufa, Tümen ve Omsk’taki petrol terminallerinin alev alev yandığı bir dönemde bu hikayeler kulağa o kadar çılgınca ve saçma geliyordu ki, başlangıçta bunlara dikkat bile etmedik.
Ancak şimdi bu tür suçlamalar Kırım’ın büyük şehirlerinde de yayılmaya başladı ve hatta Telegram kanallarına düştü. Rus gizli servisleri, halk arasında birkaç farklı “ihanet faaliyeti” versiyonu köpürtüyor.
Yayılan iddialara göre dronlar:
-Camilerde ve seralarda monte ediliyor.
Dronlar:
-Özel araçlar askeri tesislere iyice yaklaştırılarak içinden,
-Doğrudan sokaklardan fırlatılıyor, ne de olsa Kırım Tatar kadınlarının uzun elbiselerinin ve tesettürlerinin altına aynı anda birkaç insansız hava aracı gizlenebiliyor. İşte bu yüzden sessizce uçuyor ve hedefleri tam isabetle vuruyorlar.
Gizli servisler bu yolla aynı anda üç amaca hizmet ediyor:
-Rus çoğunluğun öfkesini Kırım Tatar azınlığa yönlendiriyorlar. Bu yöntem, Ruanda’da çoğunluk olan Hutuların, Tutsilere yönelik soykırımı hazırlarken “Bin Tepe” (RTLM) radyosunda kullandığı yöntemin birebir aynısıdır.
-Kırım Tatarlarını korkutuyorlar. İşgalcilerin askeri makinesinin zayıfladığı bir dönemde, bu bir nevi sadakatsiz davranışları önleme profilaksisidir.
-Koskoca bir halkı, gelecekte Avrupalılar, Türkler ve hatta Ukrayna ile yapılacak müzakerelerde pazarlık masasına sürülecek bir rehineye dönüştürüyorlar.
2014 yılında Rus gizli servislerinin elinde Kırım Tatarlarının direnişini bastırmak için birkaç farklı senaryo vardı.
Bunlardan sadece biri hayata geçirildi: Reşat Ametov’un 3 Mart günü, sözde referandumun hemen arifesinde, Akmescit’in merkezinde kameralar önünde hunharca kaçırılması, 15 Mart’ta ağır işkence izleri taşıyan cesedinin bulunması ve cenazesinin internet üzerinden canlı yayınlanması. Ruslar, bu vahşi gözdağı yöntemiyle Kırım’ın yerli halkı arasındaki kitlesel protestoların belini kırmayı başarmışlardı.
Diğer seçenekler ise işgalciler tarafından kulis arkası görüşmelerde, özellikle bu senaryoların Meclis yönetimine ulaştırılması amacıyla dillendiriliyordu.
Planlanan senaryolardan biri, çocuklu bir Slav ailenin öldürüldüğü bir provokasyon yaratmaktı.
Ardından “intikam” dalgası gelecek ve alkolle doldurulmuş sözde intikamcılar, Kırım Tatarlarının toplu olarak yaşadığı bir kasabada pogram (katliam/yağma) gerçekleştirecekti.
Kırım Tatarlarını canavarlaştırmaya yönelik bu medyadaki ön hazırlık, bugün resmi devlet medyasını hiç devreye sokmadan, Talipov gibi Telegram provokatörleri üzerinden rahatça yürütülebiliyor.
Senaryoya göre, işgalci yönetim yaşananlara 2-3 gün boyunca hiçbir şekilde müdahale etmeyecek. Bu “müdahale etmeme” yöntemi, KGB’nin Fergana ve Sumgait programlarından beri kullandığı eski bir taktiğidir.
Amaç dehşeti ve paniği zirveye tırmandırmak, öyle ki sonrasında devletin alacağı her türlü karar halkın gözüne bir “lütuf” gibi görünecektir.
Ve işte tam bu noktada, Katerina ve Stalin’in Putin’e miras bıraktığı Kırım Tatar sorununun “nihai çözümü” senaryoları devreye sokulabilir.
1- İnsani Açıdan Kamufle Edilmiş Seçenek (Ubıh Senaryosu)
“Vatanseverlerin”, “hainlere” yönelik kitlesel bir katliam tehdidi karşısında Kırım Tatarları, Krasnodar Bölgesi’ne ya da Kalmukya yakınlarındaki çölleşmiş bölgelere “tahliye edilir”.
Coğrafi olarak Sibirya ya da Magadan olmadığı için bu senaryo bir sürgün gibi durmaz.
Aksine, Avrupalılara bile kolayca pazarlanabilecek bir “kurtarma ve insani yardım” operasyonu gibi sunulur.
Myanmar’daki Arakan Müslümanlarının maruz kaldığı katliamların gölgesinde, Putin’in Kırım Tatarlarını “kurtarması”, Avrupalıların Şubat 2022’de kapılarını Ukraynalılara açması kadar insancıl gösterilecektir.
Ruslar, 19. yüzyılda bugünkü Soçi’nin yerli halkı olan Ubıhlara da benzer bir seçenek sunmuştu: Rusya’nın iç bölgelerine gönüllü olarak göç etmek. Ubıhlar ise Osmanlı İmparatorluğu’na sürülmeyi seçti ve orada asimile olarak yok oldular.
2- Rasyonel Seçenek (Bulgaristan Senaryosu)
İlk olarak, çok sayıda can kaybının yaşanacağı sert bir katliam dalgası yaratılır.
Bunun sonucunda, Rus çoğunluk ile Kırım Tatarlarının sadece Kırım’da değil, tüm Rusya Federasyonu genelinde yıllar boyunca bir arada yaşaması artık imkansız hale gelir.
Ardından Çongar’daki koridor açılır; halk ya işgal altındaki Herson bölgesinin boşaltılmış alanlarına yerleştirilir ya da Ukrayna ile yapılan müzakereler neticesinde Kiev’in kontrolündeki topraklara göç etmelerine izin verilir.
Bu seçenek, ortaya çıkacak her türlü sonucu sineye çekmeye hazır olan hantal Batı dünyası için de kabul edilebilir görünecektir.
Şematik olarak bu senaryo, Todor Jivkov rejiminin Müslüman Türk ve Pomaklara yönelik uyguladığı baskıları ve 1989 yılında 250 bin Bulgaristan Müslümanının Bulgar-Türk sınırını geçmek zorunda kaldığı dönemi hatırlatmaktadır.
3- Türkiye’deki Türklerin Duygularıyla Oynamak.
Türkiye’de, hükümetin Kırım’daki duruma müdahale etmesini ve Kırım Tatarlarını kurtarmasını talep eden sesler yükselmeye başlar.
Bu pozisyonun tehlikesi şudur: Ankara, Moskova ile müzakere masasına oturmaya zorlanır; oysa Moskova, Kırım’a dair herhangi bir konuyu ancak yarımada üzerindeki Rus egemenliğinin tamamen tanınması şartıyla görüşmeyi kabul etmektedir.
Avrupa Konseyi’nin Ocak 2016’da Kırım’ı ziyaret eden tek izleme heyetinin utanç verici sonuç raporunu hatırlamakta fayda var.
İsviçreli diplomat Gérard Studman başkanlığındaki heyet, yarımadada kayda değer hiçbir insan hakları ihlali görmemişti.
Dünya, gerçek sorunları ancak Türkiye’nin resmi olmayan misyonu sayesinde öğrenebilmişti.
İşte şimdi Ankara, bu kirli Rus senaryolarında piyon olarak kullanılmak isteniyor; amaç, Türkiye’nin Kırım’da kalan son 300 bin Kırım Tatarına kucak açmasını sağlamak ve böylece Moskova’nın Kırım’ı Kırımlılardan temizlemeye yönelik 250 yıllık emeline yardım etmektir.
Bu senaryoların her biri, Putin’in Batı kamuoyunun dikkatini asıl sorudan, yani "bu savaşın sorumlusunun kim olduğu" gerçeğinden uzaklaştırmasına hizmet ediyor.
Putin, bir gecede uluslararası bir numaralı savaş suçlusu olmaktan çıkıp, aldığı bu “insani” kararlar ve engellediği sözde soykırım sayesinde Trump’ın Nobel Barış Ödülü yolundaki en büyük rakibi haline gelecektir.